İslam Dünyasında Astronominin Felsefe İle İlişkisinin Yörüngesi

İslam düşünce dünyasında astronomi özel bir yere sahiptir. Özellikle Merağa ve Semerkant Matematik-Astronomi Okulları İslam düşüncesinin gelişiminde çok kritik rol oynamışlardır. Bu süreçte bir taraftan astronomi ile metafizik arasındaki ilişkiyi tanımlamada önemli kırılmalar yaşanırken diğer taraftan astronominin söz konusu dönemlerde İslam ilim dünyasında artık göz ardı edilemeyecek kadar güçlü ve kurumsallaşmış bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Bu nedenle, kelamcılar, astronomların metafizik yorumlarına itiraz etseler bile, astronominin hesaplama gücünü ve pratik değerini bütünüyle reddedemiyorlardı. Bir başka deyişle, astronomi ontolojik gerçeklik hakkında konuşan bir disiplin olup olmamanın ötesinde, astronominin göksel olayları başarıyla tasvir eden matematiksel bir araç olarak hakkı teslim ediliyordu. Dolayısıyla, bu süreçte astronomi ve fizik ve metafizik arasındaki ilişkiyi tanımlamada geliştirilen yaklaşımları anlamak ve bu yaklaşımların zamanla nasıl değiştiğini izlemek oldukça önemlidir. Bu nedenle bu yazıda söz konusu yaklaşımları ve kırılmaları, F Jamil Ragep'in 'Freeing Astronomy from Philosophy: An Aspect of Islamic Influence on Science' başlıklı makalesine dayalı olarak ele alacağız (Osiris, Vol. 16, pp. 49-71, 2001).

Öncelikle Ragep'in astronominin konumu ile ilgili dikkat çektiği önemli husus, astronominin İslam dünyasında yalnızca teorik bir bilgi alanı olarak değil, aynı zamanda dinî hayatın ihtiyaçlarına cevap veren bir disiplin olarak da gelişmesidir. Namaz vakitlerinin belirlenmesi, kıblenin tespiti, Ramazan ayının başlangıcının hesaplanması ve takvim düzenlemeleri gibi pratik ihtiyaçlar astronomiye güçlü bir toplumsal meşruiyet sağlamıştır. Bu nedenle astronomi, sadece filozofların veya saray çevrelerinin ilgi duyduğu bir alan olmaktan çıkmış, camilerden medreselere kadar geniş bir kurumsal zeminde destek bulmuştur. Böylece astronomlar bir taraftan dinî hayatın pratik ihtiyaçlarına çözüm üretirken diğer taraftan gözlem, hesaplama ve matematiksel modelleme alanlarında yeni araştırma imkânları elde etmişlerdir. Ayrıca birçok astronom için göklerin incelenmesi yalnızca teknik bir faaliyet değil, Allah'ın yaratışındaki düzeni ve hikmeti kavramanın da bir yolu olarak görülmüştür. Bu nedenle astronomi, İslam düşünce dünyasında hem pratik hem de entelektüel bakımdan ayrıcalıklı bir konum kazanmıştır.

İslam düşünce geleneğinde astronominin yerine dair ilk müdahale İbn Sînâ'dan gelmiştir. Ragep'e göre İbn Sînâ'nın yaptığı şey, astronomiyi astrolojiden ayıran sınıflandırma hamlesidir. Böylece astronomi, gözlem ve matematiksel ispatlara dayanan meşru bir bilgi alanı olarak korunurken fizik ve metafiziğin tartışmaya açık bazı yüklerinden de kurtarılmış oluyordu. Ancak İbn Sînâ yine de Aristotelesçi kozmolojiyi ve tabiat felsefesini koruyordu. Bir başka deyişle, astronomi astrolojiden bağımsızlaşmıştı ancak hâlâ Aristotelesçi evren tasavvurunun içinde yer alıyordu.

Tarihsel olarak ikinci aşamada Gazâlî ve daha sonra Adudüddin Îcî bu ilişkiye farklı bir yaklaşım geliştirdiler. Ragep'in işaret ettiği gibi astronominin hesaplama gücünü ve pratik faydasını kabul ettiler, fakat onun metafizik iddialarda bulunmasını sınırlandırdılar. Böylece astronomiye sınırlı bir meşruiyet verdiler, ancak bu meşruiyet onun metafizik sonuçlar çıkarmasını sınırlandırdıkları için araçsal bir meşruiyetti. Bu yaklaşıma göre astronomi hesaplayabilir, ancak varlığın hakikatini belirleyemez. Başka bir ifadeyle, astronomiye epistemolojik bir işlev verilirken ontolojik bir otorite verilmemektedir. Merağa Astronomi Okulunun kurucusu Tûsî ise daha karmaşık bir pozisyonda duruyordu. Bir taraftan astronomiyi mümkün olduğunca matematiksel temeller üzerine kurmak isterken diğer taraftan da bazı kritik meselelerde, özellikle Dünya'nın hareketsizliği konusunda, Aristotelesçi tabiat felsefesine başvurmaya devam ediyordu.

Regep'in makalede işaret ettiği üzere Seyyid Şerif Cürcânî'nin müdahalesi ise gerçekten farklı bir bağlam oluşturmuş ve çok önemli bir kırılmaya karşılık gelmiştir. Çünkü Cürcânî, astronomik modellerin yalnızca hesaplama araçları olmadığını savunmaktadır. Onlar bütünüyle keyfî kurgular değildir; aksine nefsü'l-emre, yani şeylerin gerçek durumuna tekabül etmektedirler. Bu kavram epistemolojik gelenekte, bilginin yalnızca zihinsel tasavvurlardan ibaret olmadığını, zihnin dışında ve ondan bağımsız bir doğruluk düzenine/uzayına işaret etmektedir. Cürcânî'ye göre astronomik modellerin değeri de tam olarak buradan gelmektedir. Dolayısıyla, Cürcânî'nin itirazı aslında derin bir epistemolojik itirazdır. Gazâlî ve Îcî'nin araçsalcılığı, astronomik modelleri yalnızca işe yarayan hesaplama araçları olarak görürken Cürcânî bu modellerin başarılarının, gerçekliğin yapısıyla belirli bir uyum içinde olmalarından kaynaklandığını ileri sürmektedir. Eğer göksel modeller sadece kullanışlı kurmacalardan ibaret olsaydı, evren hakkında böylesine doğru öngörülerde bulunmaları ve yaratılışın düzenini ortaya koymaları mümkün olmazdı.

Bu açıdan bakıldığında, Cürcânî'nin müdahalesi Gazâlî ve Îcî'nin çizdiği sınırı önemli ölçüde gevşetmektedir. Astronomik modeller ile nefsü'l-emr arasında ilişki kurarak, astronomların sadece hesap yapmadıkları, aynı zamanda hakikate dair bilgi ürettiklerine vurguda bulunmaktadır. Dolayısıyla, Cürcânî'nin hamlesi ile Gazâlî ve Îcî'nin çizdiği sınırı kaldırırken astronomiyi yeniden hakikat hakkında konuşabilen bir disiplin hâline gelmektedir.