Elitler Küstü (mü)

'Kitleselleşme Elitizmin Düşmanı mıdır' başlıklı bir önceki yazımda ayrıcalıklara dayalı müesses elitizme karşı mücadele sürdürülür, tüm hizmetler kitlelere yayılır ve çevrenin merkeze akışkanlığı sağlanırken (kitleselleşme) yakalanan momentumun sürdürülebilir olabilmesi için kitlesel havuzdan beslenen liyakata dayalı yeni bir elitizmin gerekliliği üzerinde durmuştum. Yazımda, kitleselleşmeyi basit bir nicelik artışı olarak değil, merkez–çevre ilişkisini dönüştüren tarihsel bir yeniden yapılanma olarak ele almış, elitizm meselesini ise sınıfsal bir refleksin ötesinde, nitelik ve yön üretme kapasitesi üzerinden tartışmıştım. Yazıda Alev Alatlı'ya referans vererek yeni eliti, varsıl ya da ayrıcalıklı bir sınıf olarak değil; zahmet, adanmışlık ve uzun soluklu liyakatle şekillenen bir nitelik kümesi olarak tanımlamıştım. Dolayısıyla, yeni elitzm tanımı hem popülist anti-elitizme hem de kapalı seçkinci yapılara karşı mesafelidir.

Benzer tartışmaların ülkelerin çoğunda yapılıyor olması söz konusu gerilimin yaygın bir davranış olduğuna işaret ediyor. Örneğin, yakın zamanda yayınlanan Amerika Ulusal Güvenlik Strateji Belgesinde Amerika'ya kaybettiren sorunlu politikalar müesses elitistlerle ilişkilendirilirken aynı belgede elitizmin önemine yapılan vurgu yeni elitizm arayışını ortaya koymaktadır. Söz konusu belgede hedef alınan şeyin elitizmin kendisi değil, kapalı, kendi içinde dolaşan ve konfor alanını sürekli tahkim eden, risk almayı bu konfor alanı ile sınırlayan toplumsal meşruiyetini kaybetmiş elit yapılar olduğu anlaşılıyor. Belge, açıkça Amerikan elitlerinin stratejik körlüklerinden, orta sınıflarla bağlarının kopmasından ve uzun vadeli kapasite üretmek yerine kısa vadeli kazanımlara yönelmelerinden duyulan rahatsızlığı yansıtıyor. Buna karşın, Amerika'nın bilimsel, teknolojik, askerî ve kurumsal gücünü sürdürebilmesi için yüksek nitelikli kadrolara, seçiciliğe ve derin uzmanlığa mutlak ihtiyaç olduğu da net biçimde kabul ediliyor.

Elitizme yönelik ağır eleştirileri yaygınlaştıran bu dalga, ayrıcalıklı elitlere yönelik haklı eleştirilerle başladı; fakat zamanla liyakat, uzmanlık ve derinlik fikrini de yıprattı. Oysa kitleselleşme elitizmin düşmanı değil, doğru kurgulandığında onun insan kaynağını genişleten zeminidir. Elitizm ise kitlelerin karşıtı değil; kitleler içinden yükselen, ölçütleri şeffaf ve meşruiyeti yüksek bir yön verme kapasitesi ile ilişkilidir. Bugün bu tartışmaların aynı anda çoğu ülkede yapılıyor olması, ülkelerin benzer bir eşiğe geldiğini gösteriyor. Merkez–çevre ilişkileri yeniden kuruluyor, orta sınıflar baskı altında, kurumsal kapasite aşınıyor ve yeniden "nasıl güçlü kalınır" sorusu soruluyor. Dolayısıyla mesele bir fikir modası ya da dönemsel bir tartışma değil; küresel sistemin yeni evresinde, genişleme ile derinliği birlikte nasıl sürdürebileceğimize dair zorunlu bir muhasebe. Elitizmi tümden reddeden toplumlar yönsüzleşiyor; elitizmi kapalı bir ayrıcalık alanına hapsedenler ise meşruiyetini kaybediyor. Bugün eş zamanlı olarak yapılan tartışmalar, tam da bu iki uçtan kaçınmanın yollarını arama çabasının ürünü.

Orta Sınıfların Çöküşü Tartışmayı Güçlendiriyor

Bu tartışmaların zamanlamasının orta sınıfların mevzi kaybetmesine denk gelmesi oldukça önemlidir. Orta sınıflar bu ölçüde aşınmamış olsaydı, bugün elitizm tartışması belki de bu sertlikte ve bu yaygınlıkta yaşanmayacaktı. Tartışmanın kendisi, elitlerin varlığından çok, orta sınıfların taşıyıcı rolünü kaybetmesinin bir sonucu gibi duruyor. Orta sınıflar ayakta olduğu sürece elitler yukarı doğru hareketin mümkün olduğunun göstergesi olurken orta sınıflar mevzi kaybettiğinde veya çöktüğünde ise bu denge bozulmaktadır. Yukarı doğru toplumsal hareketlilik kanalları tıkandığında, elitler artık bir son durak değil, geçilmesi mümkün olmayan bir duvar gibi görünmeye başlar. Bu noktada sorun, elitlerin niteliğinden ziyade sistemin akışkanlığını kaybetmesinde ortaya çıkmaktadır. Elitlik, çaba ve liyakatle kazanılan bir sonuç olmaktan çıkmakta; doğuştan gelen ayrıcalıklar, kapalı ağlar ve ilişkilerle korunan bir statüye dönüşmektedir. Dolayısıyla, elitizm eleştirisi de tam bu gerçeklik üzerinden sertleşmektedir.

Dolayısıyla, bugün çoğu ülkede aynı anda yükselen elitizm karşıtı söylemler, büyük ölçüde orta sınıfların ekonomik, kültürel ve sembolik olarak mevzi kaybetmesiyle ilgilidir. Kitleselleşme ile pek çok alanda erişim sorunu büyük ölçüde çözülürken, nitelik sorunu öne çıkmaya başladı. Özellikle orta sınıflar açısından erişilenlerin niteliği giderek düşmeye başladı. Bu nedenle, gelir güvencesinin zayıflaması, eğitim yatırımlarının karşılığını verme kapasitesinin düşmesi, mesleki statülerin hızla aşınması ve gelecek beklentilerinin belirsizleşmesi, geniş kitlelerde "bizim için yukarıya doğru yol kalmadı" hissini beslemektedir. Bu dönüşümü fırsata çeviren popülist siyaset neredeyse tüm ülkelerde elit karşıtlığını güçlü bir siyaset enstrümanına dönüştürdü. Bu ülkelerde özellikle iki konunun, elitizm ve göçmen düşmanlığının sıcak tutuluyor olması tesadüf olmasa gerektir.

Diğer taraftan, bugün mücadele edilen müesses elitlerin önemli bir kısmı, paradoksal biçimde, önceki kitleselleşme dalgalarının ürünüdür. Eğitim, bürokrasi ve uzmanlık alanlarının genişlediği dönemlerde ortaya çıkan bu kadrolar, başlangıçta hareketli, liyakate dayalı ve toplumsal taleplere görece açık yapılardı. Ancak zamanla bu yapıların başarıyı yeniden üretme kapasitesi zayıfladı; seçkinlik, üretim ve katkı üzerinden değil, pozisyonu koruma refleksi üzerinden dönüşmeye başladı. Böylece elitlik, geçici bir sorumluluk hâli olmaktan çıkarak kalıcı bir müesses statüye dönüştü. Bugün "müesses elit" diye tarif edilen yapıların önemli bir bölümü, tam da bu donma sürecinin sonucudur.

Bu çerçeveden bakıldığında, her yeni elit inşasının paradoksal bir biçimde geleceğin müesses elitini üretme potansiyeli taşıdığı söylenebilir. Kitleselleşme yeni elit havuzları oluşturur, bu havuzdan yükselenler kurumsallaşır, kurumsallaşma zamanla statükoya dönüşür ve bu statüko toplumsal tepki üretir. Ardından yeni bir tasfiye ve yeniden inşa süreci başlar. İlk bakışta bu, kaçınılmaz bir kısır döngü gibi görünür. Ancak asıl mesele, elitliğin nasıl tanımlandığında ve nerede konumlandığında ortaya çıkmaktadır. Elitlik, ulaşılıp orada kalınan bir konum olarak kurgulandığında döngü sertleşmektedir. Buna karşılık elitlik, sivil alanda sürekli sınanan, performans ve katkıyla yeniden kazanılan bir süreç olarak tasarlandığında döngü mutlak bir kapanmaya dönüşmez. Elitlerin kendilerini sürekli yeniden meşrulaştırmak zorunda olmaları kısır döngüyü kırar. Bu nedenle asıl mesele yeni elitlerin ortaya çıkıp çıkmaması kadar, elitliğin kalıcı bir sınıfa dönüşmesini önleyecek mekanizmaların var olup olmadığıdır. Elit dolaşımının açık tutulması, alt katmanlarla bağın kopmaması ve yukarı doğru hareketliliğin sembolik değil gerçek olması bu noktada kritik öneme sahiptir.