Çip ve Nadir Metaller Savaşı

Nadir metaller ve nadir toprak elementlerinin önemine dair daha önce yazdığımız yazılarda da değindiğimiz gibi küresel ölçekte iki dip dönüşüm gerçekleşmektedir. Birincisi yapay zekâ ile ivmelenen dijitalleşmenin yaygınlaşması ve derinleşmesi iken ikincisi enerji geçişidir. Kritik olan küresel ölçekteki bu iki dönüşümün de bağımlı olduğu şeyin ağırlıklı olarak nadir metaller ve nadir toprak elementleri olmasıdır. Nadir metaller kaynak olarak dünyada farklı bölgelere dağılmış olsa da ana tekel Çin'dir. Uzun dönem uyguladığı stratejik adımlarla sadece kendi kaynaklarını kullanarak değil, ayrıca dünyadaki üretime de ortak olarak ve ithal ederek tekel olma potansiyelini tahkim etmiştir. Gelinen noktada başta Amerika olmak üzere çoğu ülke agresif politikalarla bu tekeli kırmaya çalışmakta ve ürün tedarik zincirini çeşitlendirerek güvence altına almaya çalışmaktadır.

Ülkemiz bu bağlamda başta bor olmak üzere önemli avantaja sahip olmasına ve son dönemde uluslararası alanda önemli bir aktör haline gelen savunma sanayimizin de kritik girdileri arasında yer almasına rağmen bu metallerin stratejik önemine yönelik yeterli farkındalığın oluştuğundan söz edemeyiz. Özellikle, üniversitelerimizin ve ilgili araştırma kurumlarının bu bağlamda neler yaptıkları ne gibi stratejik bir bakışa sahip olduklarını gösterecek verilere de maalesef sahip değiliz. Bu bağlamda Milli İstihbarat Akademisi Ocak ayında yeni ve önemli bir rapor yayımladı (Çip Savaşları ve Nadir Toprak Elementleri, Celal Erbay, Ocak 2026). Rapor özellikle yukarda değindiğimiz dijitalleşmenin yaygınlaşması ve derinleşmesinin ana taşıyıcısı olan yarı iletken teknolojisindeki gelişmeler ve çip üretimindeki tedarik zincirleri, bu zincirlerin coğrafi dağılımları ve bu kapsamda yapılan ittifaklara değinmekte, nihayetinde nadir toprak elementleri ile çip teknolojisi arasındaki bağ üzerinden yaşanan gerilimleri nadir toprak elementlerinin stratejik önemi ile ilişkilendirmektedir.

Raporda çip üretiminin teknolojik bir rekabetin ötesinde ülkelerin ulusal güvenlikleri açısından nasıl kırılganlıklar ürettikleri açıkça görülmektedir. Yakın zamanda, pandemi döneminde yaşanan çip krizinin küresel ölçekte özellikle otomotiv sektöründe yeterli arz üretimini nasıl tıkadığı halen hafızalarda tazeliğini korumaktadır (sh.17). Dolayısıyla, çip üretimi dijitalleşmenin yaygınlaşmasıyla bu süreçlerde karşılaşabileceğimiz sorunların anlaşılmasında önemli bir ön uyarı oluşturdu. Raporda ifade edildiği gibi bu alanda ana aktörler Amerika, Çin, Tayvan, Güney Kore ve Hollanda olarak öne çıkıyor (sh.13). Nadir metaller alanında tekel olmayı sağlayan Çin'in çip üretiminde de tekel olmasını önlemek için geliştirilen çok boyutlu stratejiler aslında nadir metaller alanında önümüzdeki dönemdeki stratejilerin de ipuçlarını veriyor. Amerika tasarım üstünlüğünü elinde tutarken ülke içindeki üretim kapasitesini de artırma stratejisine yönelik önemli adımlar atıyor (sh.18). Ancak, bununla yetinmeyip üretimin tek bir noktada toplanmasını önlemeye, dolayısıyla tedarik zincirini çeşitlendirmeye büyük özen gösteriyor. Bu amaçla üretimde önemli kapasitesiyle öne çıkan müttefikleriyle entegrasyonunu pekiştiriyor. Son olarak ittifakın dışında kalan Çin'in kapasite artışını yavaşlatmayı da ayrı bir stratejik kaldıraç olarak politikalarında kullanıyor (sh.19).

Bu son adımla ilgili raporda da ifade edildiği gibi kısıtlar ve yasaklarla ortaya çıkan ana aktörlerin karşılıklı hamleleri giderek daha fazla görünür olmaya başladı (sh.22). Örneğin, Amerika 2022 yılında gelişmiş yapay zekâ çiplerinin ve dijitalleşme altyapısı ile ilgili kritik ekipmanların Çin'e ihracatını kısıtlarken 3 nm ve altı düğümler için EDA yazılımlarının Çin'e satışını yasakladı. Çin karşı hamle olarak 2023 yılında yarıiletken teknolojisinde kritik olan ve ana tedarikçisi kendisi olan galyum ve germanyumun ihracatına kısıtlamalar getirirken Amerika 2024 yılında Intel ve Qualcomm'un Huawei'ye çip satışına izin veren ihracat lisanslarını iptal ederek karşılık verdi. Benzer hamleler 2025 yılında da devam etti. Çin bazı nadir toprak elementlerinin Amerika'ya satışında lisans şartı getirirken Amerika gelişmiş yapay zeka çiplerinin Çin'e satışını yasakladı. Bu arada çip üretiminde önemli bir aktör olarak öne çıkan Hollanda, Çinli çip üreticisi Nexperia şirketine el koydu (sh.22). 2026 yılında da bu alanda kapasite artışını yavaşlatmayı hedefleyen adımların devam edeceği çok açık.

Benzer hamleler zaten küresel iki dönüşümün bağımlı olduğu nadir metaller alanında da devam etmektedir. Ancak, burada hamlelerin maliyeti oldukça yüksek. Çin, çip üretiminde nispeten simetrik bir yapıda konumlanırken nadir metaller ve nadir toprak elementleri alanında asimetrik bir üstünlüğe sahip. Örneğin, antimonun %54'ünü, indiyumun %58'ini, florun %66'sını, vanadyumun %67'sini, doğal grafitin %73'ünü, silisyumun %67'sini, tungstenin %86'sını, germanyumun %83'ünü üretirken bu oran nadir toprak elementleri için de %85 ila %100'e varmaktadır (Guillaume Pitron, Nadir Metaller Savaşı: Enerji Geçişi ve Dijitalleşmenin Karanlık Yüzü, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2024, sh.76). Asıl kritik olan çip üretiminin gelişiminin de nadir toprak elementlerine bağlı olmasıdır.