Fazlalıklara tahammül etmek

Düşüncesini yitiren insan olayların esiri oluyor, sanatı ve felsefeyi terk eden toplumsa kendini çöplüğe çeviriyorsa, gerçekten de bir karikatüre değil mi biz?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, günümüz toplumunun temel sorununun düşünce kirliliği ve sanat-felsefe eksikliği olduğunu savunuyor; bunun sonucunda insanın hayvani içgüdülere mahkum olduğunu ve karaktersiz, anlamsız bir hayata sürüklendiğini ileri sürüyor. Ancak bu karamsar teşhiste, yazarın önerdiği çözüm (ahlak, sanat, edebiyat yeniden inşası) gerçekten de değişimi sağlayabilecek kadar işlevsel midir?

Fazlalıkları atılınca insandan geriye sadece düşünceleri kalıyor. Bir anlamda insanın karakterini düşünceleri belirliyor. Düşünce düşünce karakter de kırılıyor. Günümüz dünyasının en büyük sorunu düşünce kirliliği. Çünkü gerçekten de düşünce kirlenince insan yozlaşıyor. Yozlaşan insanın eyleyişleri tükenmeye ve tüketmeye ayarlanıyor. Sonuçta her yan yana geliş bir kendini ve ötekini tüketme süreci anlamına geliyor ve dünya böylece küçülüyor, böylece parlaklığını yitiriyor.

Hepimiz olayların çamuruna belenmişiz. Hayatımızdan geriye zihnimizin ve ruhumuzun değil ayaklarımızın izleri kalıyor. Bir özgeçmiş artık duyguların ve düşüncelerin, hissedişin ve doğru üretimlerin değil yazık ki çöp olmuş eyleyişlerin, zihnin gerisinde kalmış pratiklerin eseri... Eyleyiş düşünceden kopunca hayvani içgüdü de sağduyunun önüne geçiyor. Hayvani içgüdü sağduyunun yerini alır almaz insan sevgisi de ona duyulan saygı da yerini zarar verme içgüdüsüne bırakıyor. Bugün yaşadığımız dünyanın manzarası tam olarak bu: Hayata büyük düşünceler, derin hissedişler, yakından bakışlar, anlam arayışları ve net değer biçişler değil; planlanmamış gitgellerin olağan akışı, maruz kalınan olaylar, yüzeysel duygu dokunuşları, uzaktan temaşalar ve anlamsız içgüdü patlamaları ile bütün bunların sonucu olan hiçbir şeyden hiçbir anlam üretememiş yoz kımıltılar yön veriyor.

Yoz kımıltı rastgelelikle besleniyor, bu da düzenli bir bahçe ile çerçöpün döküldüğü alan arasındaki farkı yaratıyor. Düzenli bir bahçede her şey yerli yerindedir, kendine ait alanda, kendi işini yapar, doğasını böylece güçlendirir. Bu, düzen duygusunun varoluşla kurduğu ilişkidir. Düzen duygusu varoluşla ilişki kurduğunda hem hakikat hem de estetik buluşur, bu da hayatı olduğundan daha çekilebilir kılar. Çerçöpün, artıkların mayalandığı yerde ise kaos hakim olur. Kaos sadece düzenin değil hem varoluşun hem de estetiğin düşmanıdır. Çevrenize bir bakın; felsefe yok, edebiyat yok, sanat yok, insana parlaklık veren ve bir zamanlar kıymet ölçüsü alınan hiçbir şey kalmamış. Sadece olaylar ve onların esir aldığı insanlar var... İklimler ya kuraklığa ya sellere teslim, akıllar ya delilere ya zalimlere ram olmuş. Böylesi bir ortamda akıl da keskinliğini yitirir, duygular da kendinden emin olamaz.

Yapmanın, kurmanın, kurgulamanın değil; yapanın, kuranın ve kurgulayanın bile değil, yazık ki yapılmış olanın, kurulmuş ve kurgulanmış olanın akışına kapılmış gidiyoruz. İster gündelik hayat pratiklerinde ister sosyal medyada, isterse televizyonda hangi programın ilk haberi felsefe, hangi sohbetin ilk konusu düşünce, hangi yasanın ilk maddesi insan, hangi devletin ileri gelenleri bilgeler, sanatçılar, düşünürler, akil insanlar Hangi rejim insanı ve onun değerlerini koruma altına alıyor Düşüncesini yitirmiş insanlar, nereye gideceğini bilemez. Biziz onlar. Amaç ile düşünce arasındaki rabıta kopunca kendi etrafında dönen, mesafe kaydetmeyen otomata dönüşüyor insan ve biziz o, biziz o insanlar...

Felsefe derken bir düşünce sahibi olmaktan, bir düşünce biçimini tanımaktan bahsetmiyoruz sadece. Sahibi olduğun düşünceyi zenginleştirmekten, türevleştirmekten, derinleştirmekten dem vuruyoruz aynı zamanda... Sanat da sadece var olanı incelten bir uğraş değil. Güzel bakmanın, güzel düşünmenin, güzel eylemenin değil, ötesinin, daha ötesinin imleyicisi. Sanat böylece o inceliğe bir derinlik eklemek, o bakışa bir keskinlik kazandırmak, o hissedişe bir karakter yüklemek demek ve biz ondan uzağız. Bırakın felsefeyle sanatı, düşünmeyle estetiği yan yana getirmeyi, estetiğin kendisini bile olaylar çöplüğünün ortasında bıraktık, yönsüz yordamsız dönüp duruyoruz kendi etrafımızda. Dünyadan yükselen berbat koku da bunun eseri ne yazık ki...

Resim çeken insanlar nerede Manzarayı güzelleştiren, doğaya kendi berraklığını ekleyen o tablo ustaları nerede kaldılar Edebiyat yapan insanlar nerede Her diyalogla duygularımıza da düşüncelerimize de yeni uçlar ekleyen o Tanrısal kudret sahipleri nereye gitti Doğanın şiirini insan sesiyle buluşturan, Pan'ın şarkısını insan teninden içeri sızdıran Apollon'lar nerede kaldı Bir kez daha gördük ki içinden düşünce ve sanatın çıkarıldığı olaylar ve hayatlar resim olmaktan çıkar, sıradan bir karikatüre dönüşür. Bir kez daha gördük ki boyutlar, renkler, çizgiler, ölçü, kıvam, derinlik gidince geriye adi olaylar galerisi kalıyor. Bir kez daha gördük ki düşünce terk edince insan olayların esiri oluyor. Bir kez daha gördük ki gündelik hayat tablolarını profesyoneller yerine deliler, sapıklar, düşkünler, liyakatsizler çizmeye başlayınca o muhteşem insanlık tabloları yerini rastgele çiziktirilmiş, el yordamıyla, acemice kağıda aktarılmış karikatürlere bırakıyor. Bir kez daha gördük ki çöplükten çiçek kokuları yükselmiyor...