Bilimin birincil görevi aydınlatmaktır. Bilinçle kurduğu bağdan dolayı bilimin doğasında karanlığı aralayarak ışığı ortaya çıkarmak, var olanı görünür kılmak ve hayatı netleştirmek vardır. Kaostan düzen çıkarmak bilimsel aklın işidir. Bilim ile berraklık arasındaki bu ilişki bilincin işleviyle kuvvet bulur. Bilgi ile bilinç arasındaki bağlantının birbirine dokunduğu yer tam da burasıdır. Nasıl ki insan doğduğunda bilinç işlevsizliğinden dolayı varoluşun tamamı karanlık olduğu halde zamanın bilince dokunuşları zihinden başlayarak önce varoluşu, sonra gövdeyi ışıldatıyor; belli bir noktaya gelindiğinde her şey netleşiyor, insan kendinin, çevresinin, zamanın ve mekanın farkına vararak insan olmanın künhüne vakıf oluyorsa bilgi sayesinde ve bilgi öznesi eşliğinde de cehaletin buzları kırılır, onun yerine ilim ve irfanın ışığı yerleşir. Bilgi ile hayat arasındaki bu sıkı ilişki sadece yönteme değil varoluşsal bütün duruşlara özgüdür.
Bilginin öznesi bilim insanıdır. Onun ufku ne kadar açık, görüşü ne kadar keskinse bilginin üzerindeki pas da o kadar silinir, tortu da o oranda azalır. Başlangıçtan beri organize her toplumun bilim insanına değer vermesinin, onu bir filozof, bir bilge, bir din adamı gibi görerek ona saygı ve hürmet göstermesinin sebebi budur. Hayatı netleştirenler dünyayı daha kolay, daha güvenli, daha güzel kılarlar ve bilim adamı ömrünü tam da bunların üstesinden gelmeye adar. Üniversite içi veya dışı hiç fark etmez, bilimin yolu aydınlanmanın ve aydınlatmanın yoludur. Bu yolda bizatihi hayatın kendisi sayısız verinin yer aldığı bir laboratuvar olarak düşünülebilir. Bilim adamı için mesai kavramının olmayışındaki ana sebep verilerin dört duvar arasında sıkıştırılmayışıdır. O yorulana, tükenene, enerjisi bitene kadar işine bakar, vücudu iflas etmeden, enerjisi dur demeden durmaz. Ama bu aynı zamanda onun zihinsel rahatlığına bağlıdır. Hasta beden gibi hasta zihin de yol kat edemez. Bilim adamlarına devletler tarafından özen gösterilmesinin, onların el üstünde tutulmasının sebeplerinden biri de hiç kuşkusuz, görülmeyeni görülür kılmanın, bilinmeyeni bilinir eylemenin böylesi bir güçlü varoluş haline bağlı oluşudur. Doğrusunu söylemek gerekirse bir ülkenin ruh halini görmek için bilim adamlarına, onun mensup olduğu ilmiye sınıfına bakmak kafidir. Bilinç ile bilgi arasında bağ kopunca geçmiş-şimdi-gelecek koordinasyonu da koptuğu için şuursuzluk hasıl olur, bilgiden azade toplum da kendiliğinden hayvanlaşır. Bilime ve bilim insanına değer, insanın kendisine ve hayata verilen değerle ilgilidir.
Bilim insanlarını rahat ettirmeden hayatı kolaylaştıramayız. Bilim insanlarını özgürleştirmeden toplumları özgürleştiremeyiz. Bilginin oluşturucusu, içerik tahkimcisi, dolaşım mimarı ve hayatla koordinasyon ustası olan bilim adamlarını bir ideolojiye, bir şehre, bir önyargıya, bir muhtaçlığa mahkum ettiğimizde insanı da insanlığı da yoksullaştırmış oluruz. Bir ülkenin gücü, birinci dereceden bilim insanına verilen değerde somutlaşır. Bilim adamına memur muamelesi yapan memleketlere uluslararası sistem de memur muamelesi yapar. Çünkü bilim adamı, bırakın kendi memleketini bütün dünyanın gidişatından sorumludur ve ne pahasına olursa olsun insanın ve insanlığın önünü açacak, ona istikamet biçecek meselelerle uğraşır. Günlük kuru gürültülere kulağını kapar, akışın sesini dinler. Medeniyeti kuran zihniyetin gerisindeki öncelikli güç bilimin varlığı değil midir Mimarlar, mühendisler, doktorlar, avukatlar, öğretmenler, hatta sanat ve edebiyat erbabı kimin eseridir Her birinin gerisinde bir bilim adamının ruhu yok mudur
Dünyanın bütün büyük kırılmaları bilimsel devrimler sayesinde gerçekleşmiştir. Tekerleğin bulunması da devletlerin kurulması da demirin işlenmesi de buhar gücünün farkına varılması da makinenin icadı da bilim sayesindedir. Ve bunu bildiği için özellikle modern zamanlarda gelişme kaydeden bütün memleketler bilim adamlarına gözü gibi bakmış, onları gözü gibi korumuştur. Unutmayalım ki ilk aydınlanmanın işaret fişeği Bağdat'ta bir üniversitede atılmıştır. Batı aydınlanmasının ilk kıvılcımı Toledo Okulu'dur. Hümanizm'in ve modernleşmenin bilgi temerküzü bilim insanlarının kıta dışına yaptığı yolculuklardan elde ettiği keşifler sayesinde gerçekleşmiştir. Üstünlük kuran bütün kültür ve medeniyetler üstünlüklerini bilim adamlarının varlığına ve gücüne borçluyken geri çekilen kültürler bilimi ıskalayanlar, ihmal edenler, hatta tahfife yeltenmiş olanlardır. Sümerler, okullarıyla varlıklarını sürdürebildiler. Antik Mısır mühendislik bilgisiyle ayakta kaldı. Roma'yı paganizmi değil felsefeye olan kurbiyeti, bütün ihanetlerine rağmen sağduyulu senatörleri onca yıl ayakta tuttu. Osmanlı'nın altı yüz yıllık hakimiyetinin en güçlü gerekçelerinden biri de duraklamasının, geri çekilmesinin sebeplerinden biri de bilime verdiği/vermediği değerdir. Topların atış menzilini geliştirecek bilim insanları olmayınca sınırlar nasıl da daraldı değil mi Peki Avrupa'nın yükselişi, Ortaçağ karanlığını kırıp parçalaması.. O da bilimle ve bilim adamı profiliyle doğrudan ilgilidir.

19