Bağnazlık ve Diktatörlük

Bağnazlık kötüdür. Güçlendirilmiş bağnazlık daha da kötü. Çünkü bağnaz bağlamı kopmuş bir zihin yapısına sahiptir. Geçmişi bilmez, şimdiyi anlamaz, geleceği tahayyül edemez. Sadece içinde bulunduğu duruma adapte olmaya, oradan kendine bir menfaat elde etmeye çalışır. Dışarıdan sert kabuklarla çevrili bir böceğin duyargalarıyla hareket etmesinde olduğu gibi bağnaz da zihin ve gönül gözü körlüğüne bağlı olarak menfaat duyargalarını çalıştırır ve oradan kendine korunaklı bir iç evren yaratır. Bencildir, çıkarcıdır, pragmatisttir. Her hangi bir değer yargısı yoktur. Rüzgara göre yön değiştirir. Sadece körü körüne bağlı olduğu ve yalnızca kendini koruyacak olan menfaat sinirleriyle hareket eder. Tek boyutlu bir organizmadır bu. Dışarıyı göz kapaklarının hacmi boyutlarında görür, buna görmek denebilirse elbette… Bağnaz katıdır, serttir, kendi dışındaki insanlara da düşüncelere de tahammül edemez. "Öteki" onun için yok hükmündedir. Öteki insanlar, öteki düşünceler, öteki duygular, öteki çağlar, öteki coğrafyalar, öteki yaşam tarzları, öteki inançlar.. bunların hepsi ancak ondan menfaat elde edilebilecekse yüzeye çıkarılır, görüş hizasına getirilir, işleri bittikten sonra da çöpe atılır.

Bütün bu yönleriyle bağnaz tek kişilik hapishanesinde, ihtiyaçları karşılandığı sürece sesini çıkarmadan son nefesine kadar sözüm ona huzurla yaşayabilir. Canı acımadığı sürece dünyayı da öyle sanır. Köreltilmiş bakış, geçmişten kopmuş irade uzağı görmesini engellediğinden kendisine dokunmayan yılanların ne yaptığıyla ilgilenmez. Felaketin hep uzakta, kendisine asla dokunmayacağı mesafede olduğu zehabına kapılır. Kendisi güvendeyse bütün dünya güvendedir ona göre, kendi çevresi, kendi akrabaları, kendi arkadaşları, kendi sınıfı, kendi çıkarları… Bağnazda gaflet ve dalalet daimi ruh haline dönüştüğü için kendisine yönelen her türden ışığı bir tehdit olarak görür ve kamaşmasın diye gözlerini kapatır. Gözlerini sonuna kadar açıp yakın-uzak her türden dramı, trajediyi, hoşnutsuzluğu görmek yerine göz kapaklarını kapayarak içinde oluşturduğu küçük hücrede uykuya dalmak onun için çok daha tercih edilebilir bir tarzdır ve o da onu yapar. Bağnaz dolayısıyla uykulu doğar, uykuyla yaşar, uykuda ölür... Bir anlamda doğumla ölüm arasını da doğum öncesi ve ölüm sonrasına yaklaştırarak uykuda geçirmekten kaynaklı bir "yaşamadan yaşamışlıktır" onunki de farkında değildir… Bazen başkandır bazen cumhurbaşkanı, bazen bürokrattır bazen düz memur, bazen esnaftır bazen köylü, hiç fark etmez. Bağnazı bağnaza bağlayan çürük ip pragmatik oluşudur.

Bireysel bağnazlık kişinin kendini bağlar. Tek kişilik bir körlük, tek kişilik bir yoksunluk, tek kişilik bir fecaattir o. Etkisi de o nispette hafiftir, üstesinden kolay gelinebilir. Gelgelelim bağnazlık bireyselden toplumsala yayıldığında, kenarda köşede kalmışlıktan sıyrılıp merkeze yerleştiğinde, palazlandığında ve diğer insanların hayatını doğrudan etkileyecek bir riske dönüştüğünde korkmalıdır. En kötü kombinasyon çünkü bağnazlığın gündelik hayata müdahale edebilecek bir güce kavuşması, bununla yetinmeyip onu kolektif hayatın parçasına, hatta ana öğesine dönüştürme çabasına yeltenmesidir. Hayır, bütün kötücül senaryoları, bütün distopyaları unutun. Bağnazlıkla deliliğin birleştiği bir atmosferin nelere kadir olacağını düşünün… Hele buna bir de güç eklendiğinde artık insanlığın sonu gelmiş demektir. Zaten delilik biraz bağnazlık, bağnazlık da biraz deliliktir ancak bu ikisinin güçle buluşması, sosyolojik kıyameti getirir ve mevcut halde dünyanın yaşadığı da budur. Trump'ın şahsında Evangelist bağnazlık ile pragmatist delilik Amerika Birleşik Devletleri'nin gücüyle birleşince dünyada artık başkaca bir felaket aramaya gerek yok. Bu senaryoda su ateşi söndürmez, daha da körükler.