Teopolitika

Teopolitik düzenin temel iddiası, siyasal iktidarın sıradan insan iradesinden daha üstün bir kaynağa dayandığıdır. İktidar kendisini ilahi iradenin temsilcisi olarak sunduğunda, kendi siyasal tercihlerini kutsal emirler biçiminde topluma dayatma imkânı kazanır. Böylece iktidara itiraz etmek, siyasal bir muhalefet olmaktan çıkarılarak kutsala karşı gelmek şeklinde tanımlanır. Eleştirel düşünce sapkınlık, özgürlük talebi itaatsizlik, farklı yaşam biçimleri ise ahlaki bozulma olarak damgalanır. Teopolitik, kendi dokunulmazlığını böyle inşa eder.

Teopolitik, öncelikle bir antropoloji sorunudur. Çünkü yalnızca kimin yöneteceğini değil, insanın nasıl bir varlık olarak kabul edileceğini de belirlemek ister. Teopolitik zihniyetin tasarladığı insan, kendi varoluşunu sorgulayan, iradesiyle karar veren ve kendi oluşuna katılan özgür bir özne değildir. O, önceden belirlenmiş bir kimliğin, inanç kalıbının ve davranış düzeninin taşıyıcısıdır. Kendisinden beklenen, kendi hayatını kurması değil, kendisi adına kurulmuş hayatı kabul etmesidir. Böylece siyasal tahakküm, yalnızca kurumlar ve yasalar üzerinden değil, insanın bilinci, bedeni, arzuları, vicdanı ve gündelik davranışları üzerinden de işler. Teopolitik, itaat eden bir toplum yaratmadan önce itaat etmeyi kendi varoluşunun doğal biçimi olarak gören bir insan tipi yaratmaya çalışır.

Teopolitik ahlaksızdır. Çünkü ahlakın temelini insanın özgürlüğünde, vicdanında, karşılıklı sorumluluğunda ve başkasının varoluşuna saygısında değil, otoriteye itaatte arar. Teopolitik zihniyette iyi insan, özgürce düşünen ve eylemlerinin sorumluluğunu üstlenen insan değil, kendisine verilen emirleri yerine getiren insandır. İtaat, ahlakın yerine geçirilir. Oysa bir davranışın ahlaki değeri, yalnızca bir otoritenin emriyle uyumlu olmasına bağlı değildir. İnsan, yaptığının sonuçlarını düşünmek, başkasının acısını hissedebilmek ve kendi eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmek zorundadır. Ahlak, özgür irade ve sorumluluk olmadan kurulamaz. İtaati ahlaklaştıran bir düzen, insanın ahlaki özne olma kapasitesini ortadan kaldırır.

Teopolitik aşksızdır. Burada aşktan yalnızca romantik bir duygu olarak değil, insanı ve hayatı onaylayan, farklılıklarla ilişki kurabilen ve başkasının varoluşuna alan açan bir yaşama duyarlılığı olarak söz ediyorum. Aşk, sahiplenmek değil, özgürlüğü tanımaktır. Oysa teopolitik, kimin sevileceğini, kimin dışlanacağını, kimin makbul ve kimin tehlikeli olduğunu belirlemek ister. Bedenleri, arzuları, kadın ve erkek ilişkilerini, kültürel farklılıkları ve bireysel tercihleri denetim altına almaya çalışır. Aşkın yerine korkuyu, yakınlığın yerine mesafeyi, dayanışmanın yerine dışlamayı koyar. Başkasının özgürlüğünden korkan bir zihniyetin aşk üretmesi mümkün değildir.

Teopolitik akılsızdır. Çünkü eleştirel aklı, kuşkuyu, sorgulamayı ve düşünsel özerkliği tehdit olarak görür. Hakikatin araştırılmasını değil, önceden belirlenmiş hakikatlerin kabul edilmesini ister. İnsan aklının kendi sınırlarını aşma, yanlışlarını düzeltme ve yeni bilgiler üretme kapasitesini bastırır. Oysa akıl, yalnızca mevcut bilgileri tekrarlamak değil, onları sorgulamak ve gerektiğinde terk edebilmektir. İnancın düşünceyi bütünüyle susturduğu yerde entelektüel hayat sona erer. Akıl, herhangi bir kutsal yorumun veya siyasal otoritenin mülkiyetine verilemez. Düşüncenin özgürlüğü, insanın kendi varoluşunu anlamasının vazgeçilmez koşuludur.

Teopolitik akışsızdır. Çünkü insanın, kültürün ve hayatın sürekli oluş halinde bulunduğunu kabul edemez. Değişimi tehdit, farklılaşmayı bozulma, yeniliği yozlaşma olarak değerlendirir. Geçmişin belirli bir yorumunu değişmez hakikat haline getirerek bugünü ve geleceği onun içine hapsetmeye çalışır. Oysa insan tarihsel, bedensel, ilişkisel ve oluşsal bir varlıktır. Kültürler değişir, bilgiler yenilenir, ahlaki duyarlılıklar dönüşür ve insanlar kendi varoluşlarını yeniden kurarlar. İnsan kendisine verilmiş değildir; kendi oluşuna katılır ve kendi oluşunu yapar. İnsanın iradesi yalnızca önceden belirlenmiş seçenekler arasında tercih yapmak değildir; kendi hayatının ve dünyasının oluşumuna katılma kapasitesidir. Teopolitik ise bu kapasiteyi sınırlandırarak insanı önceden belirlenmiş bir kimliğe ve itaat düzenine sabitlemek ister.