Özgür bireyin orucu

Oruca dair yapılan konuşmalar geleneksel olarak nefis, sabır, sevap, ibadet gibi kavramlar çerçevesinde yapılmaktadır. Bu kavramların ötesinde önümüzde duran önemli bir soru durmaktadır: Özgür birey, orucunu nasıl anlamlandırmaktadır Orucun insanı büyütüp büyütmediği, küçültüp küçültmediği, güçlendirip güçlendirmediği sorusu, tamamen, özgür bireyin orucu nasıl anlamlandırdığına bağlıdır.

Hiçbir pratik, ritüel ve ibadet, insanı korkuya ve kontrole bağımlı hale getirmemelidir. İnsanı sadece itaate alıştıran ritüeller ve pratikler, maneviyat tecrübesi olma niteliklerini ve içeriklerini kaybederler. Maneviyat, korku, kontrol ve itaat değildir. Orucu, geleneksel doğmatik bir itaat ritüeli olmanın ötesinde varoluşsal bir tecrübe olarak anlamlanladırmaya ihtiyaç vardır.

Geleneksel ritüellerin kişinin özgür ve olgun bireylere dönüşmesine katkı sunmaması, önemli bir sorundur. Bir ay boyunca oruç tutuluyor, gün boyunca aç susuz kalınıyor ve cinsellikten uzak kalınıyor. Ancak ayın sonunda bilincin uyanmadığı, farkındalığın derinleşmediği ve özgürlüğün konuşulmadığı şeklinde bir tablo ortaya çıkıyor. İtaat, ibadet değildir. İnsanı küçülten ve zayıflatan itaat kültürü yerine insanın sorgulayan, dirilen ve doğrulan birey olmasına imkan sağlayan özgürlük kültürünün var edilmesi, günümüzün ihtiyacıdır.Oruç, özgürlük kültürünü inşa etmek için gerekli bir pratik olarak tecrübe edilmeli ve anlamlandırılmalıdır.

Cehennem korkusundan, toplumsal baskıdan veya geleneksel alışkanlıklardan dolayı tutulan orucun hiçbir manevi ve ahlaki meşruiyeti, değeri ve işlevi yoktur.Korku ve itaat merkezli tutulan oruç, insanı, onuru ve özgürlüğü zayıflatılmış muti bir nesneye indirgeyen bir araçtır.Özgür birey, korkudan dolayı değil, özgür seçiminin sonucu olarak oruç tutar.Özgür bireyi, oruç tutmaya motive eden dinamik, korku ve kontrol değil, özgür bilinç ve seçimdir.

Özgür birey, bedenine düşman değildir, çünkü insan bedeniyle varolur. Özgür birey, arzuya ve hazza şüpheyle bakmaz. Özgür birey, bedeni, zaptu rapt altında tutulması gereken bir yapı olarak görmez.Maneviyat, bedenle barışık olmaktır. Bedene düşmanlığın hiçbir manevi ve ahlaki tarafı yoktur. Oruç, bedene karşı savaş açmak ve bedenle çatışmak değildir. Oruç, bedenle ilişki ve iletişim kurmaktır. Açlık, susuzluk ve cinsellikten uzak durmak yoluyla, bedenimiz ve varlığımız konusunda farkındalığımızı geliştirmeye çalışırız.Oruç, yeme-içme ve cinsel bağımlılıklarımızı, güdülerimizi ve tüketimlerimizi daha iyi anlamamıza yarayan varoluşsal nitelikte bir tecrübedir.

Orucun amacı, arzularımızı bastırmak veya nefsimizi öldürmek değildir. Orucun amacı, yaşama arzumuzu güçlendirmek ve ruhumuzun tutkuları konusunda bilincimizi arttırmaktır. Belirli süre açlıktan, susuzluktan ve cinsellikten uzak durmaktan öğrenebileceğimiz şey, arzu ve tutkularımızı bilinçle ve akılla buluşturmak için neler yapabileceğimiz konusunda farkındalık kazanmak ve çaba sarf etmektir.

Hayatımızı yemeyle, içmeyle ve cinsellikle doldurmaya ve bunları sürekli tüketmeye kışkırtılıyoruz ve uyarılıyoruz. Günün her anı yemeye, içmeye ve cinselliğe şartlandırılıyoruz. Yemeye, içmeye ve cinselliğe yönelik olarak maruz kaldığımız kışkırtmaya karşı oruç, hayır diyebilme imkanı vermektedir. Oruç, yeme-içme-cinsellik hızımızı kesebilme imkanı yaratmaktadır. Oruç, yeme, içme ve cinsellik kışkırtması içinde kaybolmak yerine bir müddet kendimize dönmek ve yeniden kendimize gelmek için yapılan varoluşsal bir pratiktir. Oruç, özgür birey için kendini dinlemenin, kendine gelmenin ve dönmenin yollarından biridir.