Modern bir kurum olarak akademi, hakikati aramanın kurumsal adıdır.Akademi, hakikate sahip olma iddiası taşıyan bütün kurumları, kalıpları ve kaynakları sorgulayan hümanist bir yapıdır. Günümüzde asli işlevinden ve misyonundan uzaklaşan akademi, giderek hakikatten kaçmanın, konformizmi meşrulaştırmanın ve itaati ödüllendirmenin alanına dönüşmektedir. Akademinin asli işlevinden ve misyonundan uzaklaşması, insanlık için ciddi bir tehdit ve tehlike anlamına gelmektedir. Akademideki bu çürüme, bir kriz değil, açık bir patolojikleşme halidir. Akademinin patolojikleşmesi, akademinin ontolojik bir çürüme içinde olduğunu göstermektedir.
Akademinin temel hastalığı, özgür benliği bastırmasıdır. Özgürce düşünen, sorgulayan, risk alan zihinler sözde akademik sistemde makbul değildir. Makbul olan sözde akademisyenler, susan, uyum sağlayan ve hiyerarşiye itaat eden akademik memurlardır. Düşünme, özgür benliğin eylemi olmaktan çıkarılıp performans raporlarına indirgenmiştir.
Akademik kurumlarda bilgi, anlam üretmek için değil, puan, atıf ve endeks üretmek için yazılmaktadır. Çok sayıda makale vardır, ama az sayıda fikir vardır. Akademi, düşünsel yaratıcılığı değil, tekrarı teşvik etmektedir. Bu durum entelektüel üretim değil, entelektüel obezite doğurmaktadır. Entellektüel obezite, akademiyi kısırlaştırmakta, katılaştırmakta ve karartmaktadır.
Patolojik akademinin karanlık yüzü, otoriter zihniyettir. Ünvanlar kutsallaştırılmış, hocalar eleştirilemez figürlere dönüştürülmüştür. Eleştiri, bilimsel bir erdem değil, "saygısızlık" olarak yaftalanmaktadır. Böyle bir ortamda bilim, hakikatin değil otoritenin hizmetkârı olmaktadır. Akademik despotizm, siyasî despotizmin küçük ama etkili bir kopyasıdır. Siyaset, akademiyi belirlemektedir. Siyasetin akademiyi belirlemesi, akademinin bilimsel ve entelektüel niteliğini kaybederek siyasi bir kuruma dönüşmesi anlamına gelmektedir.
Akademik patoloji, yapısal olduğu kadar ahlaki bir nitelik taşımaktadır. Akademide ahlak, yönetmeliklere sıkıştırılmıştır. İntihal kadar yaygın bir başka ahlaki çöküş, yanlışa sessiz kalmaktır. Sessizlik, erdem gibi sunulmaktadır. Oysa sessizlik, burada ihtiyat değil, ahlaki iflastır. Akademisyen, hakikati arama ve savunma cesaretini kaybettiği anda bilim insanı olmaktan çıkmaktadır.
Bilim, doğmatizm değildir. Akademide bilimcilik adı altında yeni bir dogmatizm üretilmesi, akademinin patolojikleşmesinin tezahürüdür. Yöntemler kutsallaştırılmakta, paradigmalar sorgulanamaz hale getirilmektedir. İnsana ve doğaya dair söylenen her şey, bilim, sanat, ahlak, din, felsefe, metod alanında yapılan her şey sorgulanmalıdır, tartışılmalıdır ve eleştirilmelidir. Akademide sorgulanmaz olarak dokunulmaz kılınabilecek hiçbir şey yoktur. Dogma yalnızca dinde olmaz; bilimin de dogmatikleşmiş halleri vardır. Eleştirilemeyen her şey, ister dini, ister seküler olsun, özgürlüğün düşmanıdır.
Akademiyi patolojik hale getiren ana faktör, insanın kendisidir. Akademik bilgi, araştırma, anlayış ve anlama yeteneğinden yoksun sözde akademik ünvanlara sahip kişilerin, kişisel komplekslerini ve kaprislerini, akademik kurumlara taşımaları, onları dayanılmaz kirli yüklere dönüştürmektedir. Yıllarca akademik açıdan olgunlaşmamış, entelektüel anlamda hiçbir sözleri olmayan kişilerin, özel hayatlarındaki tatminsizlikleri, bedenleriyle olan komplekslerini ve psikyatrik vaka olarak patolojilerini ve şımarıklıklarını akademiye taşımaları, akademinin her tarafını kirletmektedir. Ruhları ve bedenleri kirli kişiler, akademinin her tarafına pisliklerini saçmaktadırlar.

17