Yazar, geleneksel buyurgan ahlakın insan özgürlüğünü bastırdığını, sahici ahlakın ise bireyin kendini dönüştürme ve aşma çabasında yattığını savunuyor. Bu iddiayı, modern insanın imaj yönetimi ve yüzeysel yaşama tuzağına düştüğü gözleminden hareketle öne sürüyor. Fakat kişinin "kendini yakmak" ve "karanlık benlikle yanmak" dediği bu deneyim, psikolojik çöküntü ile gerçek dönüşüm arasındaki sınırı çiziyor mu?
Çoğu zaman buyruğun diliyle konuşan ahlakta, tahakküm vardır. Ahlakın buyurgan ve tahakküm dili, emir verir, hizaya sokar, korku üretir. Ahlak, "yapmalısın" şeklinde buyurduğunda aslında şunu dayatmaktadır: "Olman gereken şey sensin, olduğun şey değil." Geleneksel ahlak, insanı kurmaz. Geleneksel buyurgan ahlak, insanı ehlileştirir, sınırlar. Buyurgan ahlak, insanı özgürleştirmez. Otoriter ahlak, insanı yönetilebilir ve yönlendirilebilir kılar.
İnsan, yönetilmek için var olan bir varlık değildir. İnsan, kendini kurmak, oluşturmak ve varoluşunu gerçekleştirmek zorunda olan bir varlıktır. Bundan dolayı ahlak, ya bir itaat mekanizmasıdır ya da bir oluş ve özgürlük isyanıdır. Üçüncü bir yol yoktur. Ahlak sözkonusu olduğunda itaat veya oluş arasında bir ara yol yoktur.
İtaat veya özgürlük seçenekleri arasında kalan ahlakın hangi yolu seçeceği bağlamında sanatın anlamı ve işlevi çok belirleyici olmaktadır. Sanat, kaosu bastırmaz. Sanat, kaosu onu dönüştürür. Sanat, gürültüyü susturmaz. Sanat, gürültüyü müziğe çevirir. Ahlak, ya arzuyu bastıran bir polis gücüne dönüşür ya da arzuyu bir forma kavuşturan yaratıcı bir güce dönüşür. Ahlak bastırıyorsa, bu artık ahlak değil, korkunun estetiğidir. Eğer ahlak dönüştürüyorsa, işte o zaman ahlak bir yaşama sanatı haline gelmektedir. Yaşama sanatını hafife almak gibi tehlikeli bir yanılsamaya kapılmamak önemlidir.
Günümüz dünyasında yaşamak, bir dekorasyon faaliyetine indirgenmiştir. İnsanlar hayatlarını kurma zahmetine girmemektedirler. İnsanlar, hayatlarını tasarlama gibi verimsiz ve gereksiz bir yönelimin içindedirler. İnsanlar, yaşamamaktadırlar. İnsanlar, sergilemektedirler. Ahlak, günümüzde bir derinlik değil, bir imaj yönetimi haline gelmiştir. Sahici ahlak, görünmekle değil, yaşamakla, olmakla, olgunlaşmakla ve özgürleşmekle ilgilidir.
Erdem, artık hayatımızdan kaybolmuştur. Erdemi, her an oluşturduğumuz bir alışkanlıklar süreci ve tecrübesi olarak anlamıyoruz. Burada bahsedilen alışkanlık, sıradan ve mekanik bir tekrar, taklit ve teslimiyet değildir. Alışkanlık birikimi olarak erdem, insanın kendini her gün yeniden inşa etmesidir ve oluşturmasıdır. Erdem, konfor alanı değildir, bir gerilim alanıdır. İnsan ya kendini tekrar eder ya da kendini aşar. Ahlak, insanın kendini yaşama ve aşma iradesidir. İnsanın kendini aşma çabasının, yalnızca davranış düzeyine sıkışmaması, yüzeyde donup kalmaması çok önemlidir.
Bu noktada radikal bir kırılma gerçekleşmektedir. Felsefe, artık bir teoriyi değil, derin bir dönüşümü ifade eden tecrübe olmaktadır. Yaşamak, düşünmek değildir. Yaşamak, değişmektir. Ahlak, dışarıdan gelen yasaların değil, içeride gerçekleşen devrimin adıdır. İnsan ya kendini disipline eder ya da kendi dağınıklığının içinde çözülür. İnsanın kendini disipline etmesi, bir baskı ve bastırma anlamında değildir. İnsanın kendini disipline etmesi, kendi içinde bir uyanış ve yaşam oluşturması anlamındadır.
Günümüz insanı, kendi içinde bir uyanışı ve yaşamı gerçekleştirme anlamında disiplinden ve erdemi yaşama alışkanlığından uzaktır. Günümüz insanı, özgür olduğunu sanırken, aslında kendi arzularını dolu dolu yaşamamakta, onları köreltmektedir. Ahlakın reddi, özgürlük değildir. Çoğu zaman ahlakın reddi, dağılmadır, çöküştür ve çürümedir. Sahici ahlak, özgürlüğü sınırlamaz. Sahici ahlak, özgürlüğü mümkün kılar. Özgürlük rahat ve kolay değildir. Özgürlük, yakıcı bir yaşamdır.
Özgürlüğün yanıcı ve yakıcı bir yaşam tecrübesi olduğunun farkında olmak önemlidir. İnsan, uyumlu, itaatkar ve uysal bir varlık değildir. İnsan, çatışmalardır, zıtlıklardır, gerilimlerdir, krizlerdir. İnsanın içinde karanlık derin bir benlik vardır. İçimizdeki karanlık benliği bastırmak ve baskılamak çözüm değildir. Çözüm, içimizdeki karanlık benliği dönüştürmektir, oluşturmaktır, özgürleştirmektir. Çözüm, içimizdeki karanlık benliği yakmak ve onunla birlikte yanmaktır. İçimizdeki karanlık benliği yaktıkça ve onunla yandıkça hayatı, sanat olarak yaşarız. Varoluşsal estetik, içimizdeki karanlık benliği yaktığımız ve onunla yandığımız zaman oluşan bir durumdur. Varoluşsal estetiğin oluşumunda ahlak, bir kontrol ve baskı düzeni değildir. Ahlak, risktir. Ahlak, güvenli bir yol değildir. İçimizdeki karanlık beni yaktığımız ve onunla yandığımız zaman, ahlak bir uçurum kenarında olma ve oluşma anlamına gelmektedir.

19