Son yıllarda sıkça telaffuz edilen bir kavram var: Z Kuşağı. Onlardan beklentiler, onların talepleri ve dünya görüşleri üzerine sayısız tartışma yapılıyor. Kimileri onları umut olarak görürken, kimileri de kaybolmuş bir nesil olarak değerlendiriyor. Ancak aslında meselenin özünde, kuşak adı değil; şükür bilmeyen, sınırsız isteklerle büyütülmüş bir nesil gerçeği yatıyor.
Eskiden yokluk vardı; bir parça ekmeğin kıymeti bilinir, bir damla suyun değeri anlaşılırdı. Bugün ise bolluk içinde yetişen gençler, kanaatkârlığı unuttu. Halbuki Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de:
"Andolsun, eğer şükrederseniz size nimetimi artırırım; eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz azabım çok şiddetlidir." (İbrahim, 7) buyuruyor.
Şükürsüzlük, insanı tatminsiz kılar. Çünkü doyumsuz bir kalp, en büyük servete sahip olsa da huzuru bulamaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bu hakikati şöyle ifade etmiştir:
"Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil; gönül tokluğudur." (Buhârî, Rikak, 15)
Bugün gençlerimizin çoğu ellerindekini küçümseyip hep daha fazlasını istiyor. Sosyal medya, markalı eşyalar, popüler olma arzusu… Hepsi onları bir girdabın içine çekiyor. Oysa hayat, ekranlardan ibaret değil. Asıl hayat; kanaat etmeyi, sabretmeyi ve şükretmeyi öğrenmektir.