Çünkü düşmanı işgalde değil, secdede arar.
Çünkü kurşununu Siyonist tanka değil, Müslüman göğsüne sıkar.
Çünkü ümmeti savunduğunu iddia ederken, ümmeti parçalar.
Kur'an, müminleri açıkça kardeş ilan eder:
"Müminler ancak kardeştir." (Hucurât Suresi, 10)
Ama tekfirci zihniyet için kardeşlik, kendi bayrağının altına girene kadardır. Bunun dışındakiler ya sapkın, ya mürted, ya da kanı helal sayılan insanlardır.
Tekfir, basit bir görüş ayrılığı değildir.
Tekfir, Allah'ın kalplere dair hükmüne el uzatmaktır.
Tekfir, ilahi yetkinin gaspıdır.
Peygamber Efendimiz bu tehlikeyi açıkça haber vermiştir:
"Bir kimse kardeşine 'kâfir' derse, bu söz ikisinden birine döner." (Buhârî, Müslim)
Bu hadis, tekfirin ne kadar ağır bir vebal olduğunu gösterir. Ancak tekfirci zihniyet bu uyarıyı kendisi için değil, hep başkaları için geçerli sayar.
İŞİD meselesi, tekfirci zihniyetin modern çağdaki en kanlı tezahürüdür. Bu artık sadece bir kanaat değil, uluslararası raporların ortaya koyduğu bir tablodur.
2012 yılında ABD Savunma İstihbarat Ajansı tarafından hazırlanan ve daha sonra kamuoyuna yansıyan bir raporda, Suriye'nin doğusunda radikal Selefi bir yapının ortaya çıkmasının bölgesel ve küresel güçlerin stratejik hesaplarıyla örtüştüğü ifade edilmiştir. Aynı raporda, Irak–Suriye hattında radikalleşmenin bilinçli şekilde görmezden gelindiği belirtilmiştir.
Bu rapor şunu göstermektedir: İŞİD bir anda ortaya çıkmış bir "kaza" değil, büyümesine göz yumulmuş bir yapıdır.
Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporları da şunu net biçimde ortaya koymuştur:
İŞİD saldırılarının büyük çoğunluğu Müslüman sivilleri hedef almıştır. Camiler, pazarlar, düğünler ve medreseler vurulmuştur. Hayatını kaybedenlerin ezici çoğunluğu Müslümanlardır.
Bu veriler şu soruyu kaçınılmaz kılar: Bu yapı kiminle savaştı, kiminle savaşmadı
İŞİD'in en güçlü olduğu yıllarda İsrail'e karşı açılmış tek bir ciddi cephe savaşı yoktur. Golan hattında kayda değer bir çatışma yaşanmamıştır. Buna karşılık Suriye, Irak ve Libya'da Müslüman kanı akıtılmıştır. İsrail basınında ve Batılı güvenlik analizlerinde dahi İŞİD'in İsrail için öncelikli bir tehdit olmadığı ifade edilmiştir.
Bir yapının kim tarafından kurulduğu tartışılabilir. Ancak kime hizmet ettiği tartışılmaz.
Ortaya çıkan sonuçlar şunlardır:
İslam dünyası iç savaşlarla tüketilmiştir.
Direniş kavramı vahşetle özdeşleştirilmiştir.
İslam, küresel ölçekte terörle yan yana anılır hale getirilmiştir.

15