Bugün İslam coğrafyası tarihin en ağır imtihanlarından birini yaşamaktadır. Filistin'den Gazze'ye, Kudüs'ten Suriye'ye, İran'dan Yemen'e kadar uzanan geniş bir coğrafyada Müslümanların kanı akmakta, şehirler harabeye dönmekte, milyonlarca insan acı ve gözyaşı içinde hayata tutunmaya çalışmaktadır. İslam beldeleri adeta siyonizm ve emperyalizmin ayakları altında inim inim inlemektedir.
Böylesine büyük bir kuşatma altındayken Müslümanların hâlâ mezhep tartışmalarıyla birbirini yıpratması son derece düşündürücüdür. Çünkü bugün sorulması gereken en önemli soru şudur: Şii-Sünni kavgası kime hizmet ediyor
Kur'an'ın ortaya koyduğu ilke son derece açıktır:
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin." (Hucurat 49/10)
Bu ayet Müslümanların kimliğini belirleyen en temel ilkelerden biridir. Allah Teâlâ müminleri mezheplerine, coğrafyalarına veya cemaatlerine göre değil; iman bağıyla kardeş ilan etmiştir. Buna rağmen Müslümanların birbirini mezhep üzerinden yargılaması, dışlaması ve düşmanlaştırması Kur'an'ın bu çağrısıyla bağdaşmamaktadır.
Tarihe baktığımızda düşmanların Müslümanları zayıflatmak için en çok kullandığı yöntemin ayrılık ve fitne olduğunu görürüz. Bugün de aynı senaryo farklı şekillerde devam etmektedir. İslam coğrafyası parçalanmış, ülkeler birbirinden koparılmış ve Müslüman toplumların arasına derin fay hatları yerleştirilmiştir.
İran ve Filistin'de bombalar düşerken, Gazze kuşatma altındayken, Kudüs işgal altındayken; Şam'da, Bağdat'ta, Sana'da, Kahire'de, Tahran'da ve İstanbul'da Müslümanların birbirine mezhep üzerinden mesafe koyması ümmetin yarasını daha da büyütmektedir.
Daha da düşündürücü olan ise şudur: Dinleri farklı olmasına rağmen Haçlı zihniyetini temsil eden güçler ile siyonist yapılar çıkarları söz konusu olduğunda aynı safta buluşabilmektedir. Bu ittifak yıllardır Ortadoğu'yu kan gölüne çevirmektedir. İran'da, Irak'ta, Suriye'de, Filistin'de ve Yemen'de yaşanan trajediler bunun en acı örnekleridir.
Böyle bir tabloda Müslümanların hâlâ Şii-Sünni tartışması yapması, farkında olarak ya da olmayarak bu planlara hizmet etmektedir. Çünkü Kur'an Müslümanları bu konuda açıkça uyarmaktadır:
"Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın; parçalanıp ayrılmayın." (Al-i İmran 3/103)
Allah'ın ipi Kur'an'dır. Bu ayet Müslümanların kurtuluşunun hiziplerde, gruplaşmalarda veya mezhebi üstünlük yarışlarında değil; Allah'ın kitabı etrafında birleşmekte olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Peygamber Efendimiz (sav) ümmetin birlik ruhunu şöyle tarif etmiştir:
"Müminler birbirini sevmede, merhamette ve korumada bir vücut gibidir. Vücudun bir organı rahatsız olursa diğer organlar da uykusuzluk ve ateşle ona ortak olur." (Buhari, Müslim)
Bugün Gazze'de bir çocuk ağlıyorsa, İran'a bombalar düşüyorsa, Bağdat'ta bir anne evladını kaybediyorsa, Şam'da bir şehir yıkılıyorsa; bu acı sadece o coğrafyanın değil bütün ümmetin acısı olmalıdır.
Kur'an Müslümanları şu sözlerle de uyarmaktadır:
"Birbirinizle çekişmeyin; sonra gevşersiniz ve gücünüz gider." (Enfal 8/46)
Bugün ümmetin içine düştüğü zayıflığın sebeplerinden biri de budur. Müslümanlar enerjilerini birbirleriyle tartışarak tüketmiş, ortak düşmana karşı birlik ruhunu zayıflatmıştır.

15