İnsan, en çok da görülmediği yerde yorulur.
Konuşur ama duyulmaz. Vardır ama yok sayılır. Değer verir ama değersizleştirilir. Ve çoğu zaman fark etmez: Aslında savaştığı şey yalnızlık değil, görmezden gelinmektir.
Bugünün en büyük yanılgılarından biri şudur: İnsan, değer verdikçe değer göreceğini zanneder. Oysa hayat, bu romantik beklentiyi çoğu zaman acı bir gerçeklikle parçalar. Çünkü herkes senin gibi bakmaz, herkes senin gibi hissetmez, herkes senin gibi sahip çıkmaz.
İşte tam bu noktada Hz. Ali'nin o sarsıcı uyarısı yankılanır:
"Sizin kendisine gösterdiğiniz saygıyı, ilgiyi, fedakârlığı size göstermeyen adamlarla bir daha bir araya gelmeyin."
Bu söz, sadece bir öğüt değil; insanın kendine koyması gereken sınırın adıdır.
Çünkü bir insanın seni görmemesi, çoğu zaman bir tercih meselesidir. Seni duymuyorsa, bu sağırlık değil; ilgisizliktir. Seni anlamıyorsa, bu yetersizlik değil; öncelik vermeyiştir. Ve sen hâlâ orada kalıyorsan, mesele artık onun ne yaptığı değil, senin neye razı olduğundur.
Kendini sürekli anlatmak zorunda kaldığın, sürekli varlığını ispat etmeye çalıştığın bir yerde aslında görünmüyorsundur. Sadece yoruluyorsundur.
Oysa insan, kendisini yok sayan birinin gözünde var olmaya çalışarak değil; kendisini gerçekten görenlerin yanında durarak değer kazanır. Görünmek için çırpınmak, insanın kendine yaptığı en sessiz haksızlıklardan biridir.
Bugün birçok insan, yanlış yerde doğru olmaya çalışıyor. Yanlış insanlara sadık kalıyor. Yanlış ilişkileri "emek verdim" diyerek sürdürmeye devam ediyor. Ama unutulan bir şey var: Emek, karşılık bulmadığı yerde insanı yüceltmez; tüketir.

24