"Adem'e secde etmeyen kâfir oldu, Adem'in Rabb'ine secde etmeyen Müslüman kalabilir mi" der Ahmed b. Hanbel. Bu söz, sadece bir hatırlatma değil, aynı zamanda insanın yaratılış hikmetini ve kulluğun özünü ortaya koyan güçlü bir uyarıdır.
Kur'an bize anlatır: Allah meleklere, Adem'e secde etmelerini emretti. İblis kibir ve inat yüzünden bu secdeyi reddetti. İşte orada kibrin küfre dönüşen isyanını gördük. Secde sadece yere kapanmak değildir; secde, kalbin teslimiyeti, ruhun boyun eğişi, nefsin kırılmasıdır.
Şimdi kendimize soralım: Meleklerin Adem'e secde ile sınandığı yerde, biz hangi secde ile sınanıyoruz Bizden Adem'e değil, Adem'in Rabb'ine secde etmemiz isteniyor. Namaz, bu secdenin zirvesidir. Kulun Rabbine en yakın olduğu an, alnını yere koyduğu andır. Peki ya Rabbine secde etmeyen, namazı terk eden, kulluğun özünü reddeden bir insan Müslüman kalabilir mi
Resûlullah (s.a.v.) buyurur: "Kul ile küfür arasında sadece namazı terk etmek vardır." (Müslim) Bu hadis, secdenin sadece bir hareket değil, iman ile inkâr arasındaki çizgi olduğunu gösteriyor. Namaz, kulun imanını canlı tutan bir kandil gibidir. O kandil sönerse geriye karanlık kalır.
Bugün toplumda nice insan var ki "Kalbim temiz" diyerek secdesiz bir hayatı normalleştiriyor. Oysa kalbin temizliği, Allah'a boyun eğmekle, secdede gözyaşıyla, itaatle mümkün olur. İblis de Allah'a inanıyordu, hatta O'nun huzurundaydı. Ama kibri, secdeye engel oldu. Demek ki iman, boyun eğmeyle, secdeyle korunur.