"Eğer onlara sorarsan: 'Biz sadece lafa dalmış, şakalaşıyorduk.' derler. De ki: 'Allah ile, O'nun ayetleriyle ve O'nun Peygamberi ile mi alay ediyordunuz'" (Tevbe Suresi, 65. ayet)
Son yıllarda "mizah" adı altında sahnelenen bazı gösteriler, artık güldürmekten çok inançları hedef alan bir provokasyona dönüşmüştür. Bir toplumun kutsallarını aşağılamayı "espri", dini değerleri hafife almayı "sanat", inananların hassasiyetlerini incitmeyi ise "ifade özgürlüğü" olarak sunmak; özgürlük değil, saygı sınırlarının ihlalidir.
Kur'an-ı Kerim, bu tür savunmaları asırlar öncesinden haber vermiştir: "Biz sadece şakalaşıyorduk." Ne kadar tanıdık bir mazeret! Bugün de dini değerleri küçümseyenler, tepki görünce aynı cümlenin farklı bir versiyonuna sığınıyorlar: "Şakaydı, mizahtı, yanlış anlaşıldı."
Oysa iman eden bir insan için Allah'ın adı, Peygamber Efendimizin (sav) şahsiyeti ve dinin kutsalları, kahkaha malzemesi değildir. İnanç, milyonlarca insanın en mukaddes değeridir. Bu değerlere uzanan dil, sadece birkaç kişiyi değil, toplumun vicdanını yaralar.
Yüce Allah şöyle buyurur:
"Allah'ın ayetleriyle alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlarla oturmayın." (Nisâ Suresi, 140. ayet)
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
"Kişi, Allah'ın gazabını çekecek bir sözü önemsemeden söyleyiverir de o söz sebebiyle cehenneme düşer." (Buhârî, Rikak; Tirmizî, Zühd)
Komedyenlik, insanları güldürme sanatıdır; insanları inançlarından dolayı incitme sanatı değildir. Gerçek mizah; zekâ üretir, nefret üretmez. Gerçek sanat; toplumu birleştirir, kutsallar üzerinden ayrıştırmaz. Alkış uğruna mukaddesatı hedef almak, sanatın değil seviyesizliğin göstergesidir.
Eleştiri ile hakaret arasında ince ama çok önemli bir çizgi vardır. Düşünceler tartışılabilir; fakat kutsalların aşağılanması, milyonlarca insanın manevi dünyasına saldırıdır. Hiç kimse, ifade özgürlüğünü başkalarının en mukaddes değerlerini tahkir etme ruhsatı olarak göremez.

30