Bir toplumun çöküşü bazen sokaklarda değil, salonlarda başlar. Televizyon açıkken ev susar, akıl teslim olur. Bugün aile yapımız; silahla, yasayla ya da zorla değil, diziler ve gündüz kuşağı programlarıyla yavaş yavaş çözülüyor. Reyting uğruna aileler dağıtılıyor, mahremiyet ayaklar altına alınıyor.
Gündüz kuşağı programlarında insanların özel hayatları teşhir ediliyor. Eşler, çocuklar, anne babalar canlı yayınlarda yargılanıyor, mahkûm ediliyor. Gözyaşı, utanç ve acı birer reyting malzemesine dönüştürülüyor. Oysa Kur'an açıkça uyarıyor: "İnananlar arasında çirkinliğin yayılmasını isteyenler için dünyada da ahirette de acı bir azap vardır." Bugün çirkinlik yayılmıyor mu Aile sırları, iffetin en mahrem alanları herkesin gözü önünde sergilenmiyor mu
Akşam kuşağı dizilerinde ise ihanet sıradanlaştırılıyor. Sadakat sıkıcı, sabır anlamsız, evlilik geçici bir sözleşme gibi sunuluyor. Aldatma neredeyse cesaret, zina ise romantik bir tercih olarak işleniyor. Oysa Allah "Zinaya yaklaşmayın; çünkü o hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur" buyuruyor. Ama ekranlar zinaya yaklaşmayı değil, onu süslemeyi ve özendirmeyi görev edinmiş durumda. Bunun bedelini ise dağılan yuvalar, travmalı çocuklar ve güvensiz bir toplum ödüyor.
Mahremiyet kavramı neredeyse tamamen yok edildi. Peygamber Efendimiz "Haya imandandır" buyururken, bugün utanma duygusu alay konusu hâline getiriliyor. Utanmayan bireyler, sınır tanımayan ilişkiler, saygının kalmadığı evler üretiliyor. Hayanın kaybolduğu yerde iman zayıflıyor, iman zayıfladığında ise aile ayakta kalamıyor.
Dizilerde anne baba figürü ya baskıcı ya aciz ya da komik gösteriliyor. Çocuklar ise her zaman haklı, asi ama özgür. Oysa Kur'an "Anne babana 'öf' bile deme" diye emrediyor. Ekranlar ise tam tersini fısıldıyor: Dinleme, itaat etme, sınır tanıma. Sonuçta saygısızlık normalleşiyor, aile içi otorite bilinçli şekilde yıkılıyor.

18