Kur'an'ın ilk emri bir kelimeden ibaret değildir. O emir, insanlığın istikametini tayin eden bir hakikatin kapısını aralar: "Yaratan Rabbinin adıyla oku!" (Alak, 1). Bu ayet, sadece okumayı değil; kimin adına, hangi niyetle ve hangi istikamette okumamız gerektiğini bildirir. Çünkü Allah'sız bir bilgi, insanı aydınlatmaz; bilakis onu karanlığın içine daha da derin sürükler.
Bugün dünyanın dört bir yanına bakın. Bilgi çağındayız deniliyor. Üniversiteler, akademiler, teknolojik ilerlemeler... İnsanlık hiç olmadığı kadar "okuyor." Ama aynı insanlık, hiç olmadığı kadar zulmün, adaletsizliğin ve merhametsizliğin içinde kıvranıyor. Neden Çünkü "oku" emri, "Rabbinin adıyla" kısmı koparılarak hayattan çıkarıldı.
Allah Teâlâ bir başka ayette şöyle buyurur:
"Allah'tan hakkıyla korkanlar ancak âlimlerdir." (Fâtır, 28)
Demek ki gerçek ilim, insanı Allah'a yaklaştırandır. Eğer bir bilgi, sahibini kibirli, zalim ve merhametsiz yapıyorsa, o bilgi ilim değil; bir sapmadır.
Resûlullah (s.a.v.) da bu hakikati şöyle ifade eder:
"Allah'ım! Fayda vermeyen ilimden sana sığınırım." (Müslim)
Faydasız ilim nedir Kalbi Allah'tan uzaklaştıran, insanı sadece dünyaya bağlayan, adaleti değil menfaati öğreten ilimdir. İşte bugün insanlığın en büyük krizi de budur: Bilgi var ama hikmet yok. Zeka var ama merhamet yok. Güç var ama adalet yok.
Kur'an bu tehlikeyi çok önceden haber vermiştir:
"Kalpleri vardır, onunla anlamazlar; gözleri vardır, onunla görmezler; kulakları vardır, onunla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da sapıktırlar." (A'râf, 179)
Bu ayet, sadece inkâr edenleri değil; hakikati görmezden gelen herkesi kapsar. Okuyan ama anlamayan, bilen ama yaşamayan, öğrenen ama Allah'ı hayatından çıkaran insanın trajedisidir bu.

19