Okul mu, bekleme salonu mu Her beden öğrenci değildir
Okullarda kavga çıkıyor.
Bıçaklar konuşuyor.
Öğretmenler tehdit ediliyor.
Öğrenciler birbirine saldırıyor.
Bazen okul kapılarından içeri silah giriyor.
Sonra hep birlikte şaşırıyoruz.
Kameraları artırıyoruz.
Turnikeleri konuşuyoruz.
Güvenlik görevlilerini tartışıyoruz.
Sosyal medyayı suçluyoruz.
Aileleri eleştiriyoruz.
Akran zorbalığını manşetlere taşıyoruz.
Ama kimse şu soruyu yeterince yüksek sesle sormuyor:
Biz bu çocukları yıllarca hangi eğitim sisteminin içine kapattık
Çünkü artık meseleyi halının altına süpürmenin anlamı yok.
Her çocuğu aynı sınıfa koymak eğitim değildir. Her genci yıllarca okulda tutmak da başarı değildir.
Çocuğu Değil, Sistemi de Sorgulayalım
Türkiye'de eğitim, uzun yıllardır "daha fazla yıl okulda kalmak" üzerinden ölçülüyor.
Oysa okulda geçirilen zaman ile alınan eğitimin niteliği aynı şey değildir.
Bir genç akademik eğitime yatkın olmayabilir.
Bir başkasının yeteneği elindedir.
Kimi makine söküp takarken parlar.
Kimi atölyede.
Kimi tarlada.
Kimi sporda.
Kimi sanatta.
Kimi ticarette.
Kimi teknolojide.
Ama biz çoğu zaman bütün bu farklılıkları görmezden gelip gençlere aynı yolu gösteriyoruz:
Otur. Dinle. Sınava gir. Bekle. Diploma al.
Peki ya o genç bu sisteme sığmıyorsa
Ya sınıfta her gün kendisini başarısız hissediyorsa
Ya yıllardır "yetersizsin" duygusuyla büyüyorsa
Ya okul onun için öğrenme alanı değil, mecburiyet alanına dönüşmüşse
İşte o zaman yalnızca öğrenciyi suçlamak kolaycılıktır.
Başarısızlık Duygusunu Büyütüp Sonra Şiddete Şaşırıyoruz
Şiddetin tek sebebi elbette eğitim sistemi değildir.
Aile, çevre, madde kullanımı, sosyal medya, ekonomik ve sosyal şartlar, bireysel özellikler ve okul ortamı gibi pek çok etken aynı anda rol oynayabilir.
Fakat eğitim sisteminin genç üzerinde oluşturduğu baskıyı da görmezden gelemeyiz.
Çünkü sürekli başarısız olduğunu düşünen, kendisini değersiz hisseden, geleceğine dair umut üretmeyen ve bulunduğu ortama aidiyet kuramayan bir genç ciddi bir risk alanına dönüşebilir.
Burada mesele "şiddetin sebebi budur" demek değildir.
Mesele şudur:
Sistemin ürettiği yabancılaşmayı neden görmezden geliyoruz
Bir çocuğun yıllarca eğitim kurumunda bulunmasını sağlamak kolaydır.
Asıl zor olan, onun orada kendisini değerli hissetmesini sağlamaktır.
Herkesi Üniversiteye Hazırlamak Eğitim Değildir
Bir ülkenin bütün gençlerini üniversiteye hazırlamaya çalışmak kulağa hoş gelebilir.
Ama hayat üniversite sıralarından ibaret değildir.
Bir ülkenin iyi ustalara da ihtiyacı vardır.
İyi teknisyenlere.
İyi çiftçilere.
İyi marangozlara.
İyi elektrikçilere.
İyi kaynakçılara.
İyi aşçılara.
İyi yazılımcılara.
İyi sporculara.
İyi sanatçılara.
İyi girişimcilere.
Ve bunların hiçbirisi "ikinci sınıf insan" değildir.
Fakat eğitim sistemimizde mesleki eğitime hâlâ çoğu zaman akademik eğitimin gerisinde kalan bir seçenek muamelesi yapılıyor.
Oysa mesele öğrenciyi nereye gönderdiğiniz değil, gittiği yerde ne kadar nitelikli bir gelecek kurabildiğidir.
Okullar Depo Değildir
En tehlikeli yanılgılardan biri şudur:
"Yeter ki okulda olsun."
Hayır!
Çocuk yalnızca okulda bulunmak için okula gitmemeli.
Okul, gencin hayatına anlam katmalı.
Ona bir beceri kazandırmalı.
Bir meslek göstermeli.
Bir hedef vermeli.
Bir gelecek kurmasına yardım etmeli.
Aksi halde okul, eğitim yuvası olmaktan çıkıp gençlerin günlerini tükettiği bir bekleme salonuna dönüşür.
Ve bekleme salonunda yıllar geçiren bir gençten, hayatına dair heyecan duymasını bekleyemezsiniz.
Çözüm: Daha Fazla Duvar Değil, Daha Fazla Yol
Okul kapılarını daha fazla kilitlemek elbette güvenliği artırabilir.

20