Bir milletin aynası lideridir; liderin aynası da onu seçen halk… Bu hakikat, tarihin defalarca ispatladığı bir gerçektir. Zulümle anılan liderlerin arkasında sessiz kalabalıklar, erdemsiz yöneticilerin arkasında değerlerini yitirmiş toplumlar vardır. Hiçbir lider, kendisini var eden halktan bütünüyle bağımsız değildir.
Bugün Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşanan tam olarak budur.
Adı Epstein belgelerinde geçen, ahlaki sicili yıllardır tartışmalı olan, kadınlara yönelik söylemleri ve fiilleriyle insan onurunu ayaklar altına alan bir profil; tüm bu iddialara rağmen hâlâ ülkenin başında tutuluyorsa artık mesele tek bir şahsın karakteri olmaktan çıkmıştır. Mesele, onu ısrarla meşrulaştıran toplumsal zihniyettir.
Çünkü bir halk, ahlaktan yoksun ruh hastası birini liderliğe layık görüyorsa, orada ahlak sadece bireysel bir erdem değil, toplumsal bir kayıp hâline gelmiştir.
Amerikan demokrasisi yıllardır dünyaya "özgürlük", "insan hakları" ve "hukuk devleti" dersi vermeye çalışıyor. Peki soralım:
Hangi özgürlük, güçlünün suçunu örtmeye yarar
Hangi hukuk, parası ve nüfuzu olanı aklar
Hangi insan hakları, çocukların istismarını görmezden gelir
Eğer bir toplum, "bize güç kazandırıyor" gerekçesiyle ahlaki çürümeyi sineye çekiyorsa, orada değerler yerini çıkara bırakmıştır. Eğer bir halk, liderinin karakterine değil cebine, vicdanına değil vaatlerine bakıyorsa, o toplum çoktan erdemden feragat etmiştir.
Trump meselesi, artık Trump'tan ibaret değildir. Bu bir ahlak testidir ve ABD toplumu bu testte defalarca kalmıştır.
Daha acısı şu: Aynı Amerika, dünyanın başka coğrafyalarına ahlak dersi vermeye devam etmektedir. Gazze'de çocuklar ölürken susan, savaş suçlarını "meşru müdafaa" diye pazarlayan, ama kendi içindeki çürümeye kör kalan bir sistem… İşte asıl ikiyüzlülük budur.

17