Hayat, her insan için farklı imtihanlarla örülmüş uzun bir yolculuktur. Kimi hastalıkla, kimi fakirlikle, kimi evladıyla, kimi yalnızlıkla, kimi de haksızlıklarla sınanır. Ancak mümini diğer insanlardan ayıran en önemli özellik, kendi acısına kapanıp kalmaması; ümmetin derdiyle de dertlenmesidir. Çünkü İslam, yalnızca "ben" demeyi değil, "biz" olmayı öğreten bir dinin adıdır.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar."
(Tevbe, 9/71)
Bu ayet, müminlerin yalnız kendi hayatlarından değil, toplumun ve ümmetin geleceğinden de sorumlu olduklarını açıkça ortaya koymaktadır.
Bugün İslam coğrafyasına baktığımızda Gazze'den Doğu Türkistan'a, Arakan'dan Sudan'a kadar milyonlarca Müslüman zulüm altında yaşamaktadır. Bunun yanında cehalet, ahlaki yozlaşma, aile kurumunun zayıflaması ve gençlerin manevi boşluk içinde savrulması da ümmetin en büyük yaraları arasındadır. Böyle bir zamanda "Benim derdim bana yeter." anlayışı, Kur'an ve sünnetin inşa ettiği mümin şahsiyetle bağdaşmaz.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette ve şefkat göstermede bir vücut gibidir. Vücudun bir organı rahatsız olduğunda diğer organlar da uykusuzluk ve ateşle ona ortak olur."
(Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)
Gerçek mümin, kendi yarasını sararken ümmetin yarasını da görmezden gelmeyendir.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Taif'te taşlandı, Uhud'da yaralandı, en yakınlarını kaybetti, yıllarca açlık çekti. Buna rağmen bir gün bile davasından vazgeçmedi. Kendi acısını ümmetinin kurtuluş mücadelesinin önüne koymadı. Çünkü onun hedefi yalnız kendi huzuru değil, bütün insanlığın hidayetiydi.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
"İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın."
(Mâide, 5/2)
Bu ilahi emir, her mümine ümmetin yükünü paylaşma sorumluluğu yüklemektedir.
Ne yazık ki günümüzde bireyselleşme kültürü birçok insanı yalnızca kendi sıkıntılarıyla meşgul hâle getirmiştir. Oysa ümmetini unutan bir kalp zamanla kendi dertlerinin de esiri olur. Başkalarının yükünü hafifleten ise Allah'ın yardımına mazhar olur.
Nitekim Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

28