Bir toplumun medeniyet seviyesi, kadınlarına nasıl baktığında gizlidir. Kadını yalnızca dış görünüşüyle değerlendiren toplumlar, insanın özünü kaçırırlar. Çünkü kadın, önce bir beden değil; bir akıl, bir vicdan, bir şahsiyet ve bir insandır.
Bugün dünyanın birçok yerinde kadınlardan söz edilirken onların fikirlerinden, başarılarından, ahlaklarından ve karakterlerinden çok dış görünüşleri konuşuluyor. Reklamlar, televizyon programları ve sosyal medya platformları kadını çoğu zaman bir tüketim nesnesine dönüştürüyor. Böylece kadının kişiliği gölgelenirken dişiliği ön plana çıkarılıyor.
Oysa erdemli bir toplumun bakış açısı bunun tam tersidir. Erdemli toplumlar kadını bedeniyle değil, kişiliğiyle değerlendirir. Çünkü insanı değerli kılan şey görünüşü değil, taşıdığı ahlaktır.
Kur'an-ı Kerim üstünlüğün ölçüsünü açıkça belirlemiştir:
"Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstün olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır."
(Hucurât, 49/13)
Bu ilahî ölçüde ne erkek olmak bir üstünlük sebebidir ne de kadın olmak bir eksikliktir. Üstünlük; takvada, ahlakta ve erdemdedir. İnsanları cinsiyetleriyle değil, karakterleriyle değerlendiren anlayış işte bu Kur'ani anlayıştır.
İslam'ın ilk yıllarına baktığımızda da bunun sayısız örneğini görürüz. Hz. Hatice validemiz güçlü bir tüccardı. Hz. Aişe validemiz yüzlerce sahabeye ilim öğreten büyük bir âlimdi. Kadınlar hayatın içinde, toplumun içinde, ilmin içinde ve ticaretin içindeydiler. Hiç kimse onların varlığını yadırgamıyor; aksine toplumun ayrılmaz bir parçası olarak kabul ediyordu.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
"Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı en hayırlı olanınızdır."
Bu hadis, kadına verilen değerin bir iman ve ahlak meselesi olduğunu göstermektedir. Kadını aşağılayan, küçümseyen veya onu yalnızca bedensel özellikleriyle değerlendiren bir anlayışın İslam'ın rahmet ve adalet anlayışıyla bağdaşması mümkün değildir.
Toplumun yarısı kadınlardan oluşuyorsa eğitimde, ticarette, sanatta, siyasette ve sosyal hayatın her alanında kadınların bulunması da son derece doğaldır. Asıl sorun kadının nerede olduğu değil, ona hangi gözle bakıldığıdır.
Art niyetli zihniyetler kadının kişiliğini törpülemek, onu yalnızca dişiliği üzerinden tanımlamak isterler. Çünkü şahsiyet sahibi kadın güçlüdür; düşünen kadın sorgular; bilgili kadın üretir; ahlaklı kadın toplumu dönüştürür. Buna karşılık yalnızca bedeniyle değerlendirilen kadın, insan olmaktan çıkarılıp bir nesneye dönüştürülür.

27