İyi niyet her yolu meşru kılar mı

İslam adına konuşurken en çok dikkat etmemiz gereken meselelerden biri şudur: Doğru bir hedefe, yanlış bir yöntemle ulaşılabilir mi

İnsanları Allah'a davet etmek, günahtan uzaklaştırmak, camilere ve ibadete yönlendirmek elbette büyük bir hayırdır. Fakat burada kritik soru şudur: Bir amelin maksadı güzel diye, o amele ulaşmak için kullanılan her yöntem dinen meşru hale gelir mi

İşte asıl mesele tam da burada başlıyor.

Birileri, "İnsanlar zaten dinden uzaklaştı; bari böyle bir vesileyle camiye gelsinler, Kur'an dinlesinler, vaaz etsinler" diyebilir. Niyet iyi olabilir. Maksat güzel olabilir. İnsanların camiye gelmesinden, Kur'an okumasından ve Allah'ın hatırlanmasından elbette memnuniyet duyarız. Ancak iyi niyet, sünnetin belirlemediği bir ibadet biçimini kendiliğinden ibadete dönüştürmez.

Çünkü İslam'da sadece "Ne yapıyoruz" sorusu değil, "Bunu nasıl ve hangi dinî anlamla yapıyoruz" sorusu da önemlidir.

Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Kim bizim bu işimizde ondan olmayan bir şeyi ortaya çıkarırsa, o reddedilmiştir."

(Buhârî, Sulh, 5; Müslim, Akdiye, 17)

Bu hadis, din adına ortaya konulan uygulamalarda ölçünün yalnızca niyet olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Niyet önemlidir; fakat niyet, sünnetin yerine geçmez.

Tebliğ Başka, İbadet İhdas Etmek Başkadır

İnsanları Allah'a davet etmek için belirli bir geceyi, günü veya zamanı fırsat olarak değerlendirmek ile o zamanı dinin özel olarak kutsadığı bir ibadet zamanı haline getirmek aynı şey değildir.

Bir Müslüman herhangi bir gün insanlara vaaz verebilir, Kur'an okuyabilir, sohbet edebilir, insanları namaza çağırabilir. Bunların her biri meşrudur.

Fakat "Bu gece dinen özel bir gecedir, bu gecede şu şekilde topluca şu ibadet yapılmalıdır" anlayışı ortaya çıktığında mesele artık sıradan bir tebliğ faaliyeti olmaktan çıkar ve dine yeni bir uygulama ekleme tartışmasına dönüşür.

Burada gaye ile vesile birbirine karıştırılmamalıdır.

Tebliğ meşru bir gayedir. Fakat her tebliğ yöntemi, sırf tebliğe hizmet ediyor diye otomatik olarak sünnete uygun hale gelmez.

"Ama Niyetimiz Hayır" Demek Yeterli mi

Bid'atların çoğu başlangıçta "kötülük yapalım" düşüncesiyle ortaya çıkmaz. Tam tersine, insanlar çoğu zaman daha fazla ibadet etmek, daha fazla insanı dine çekmek ve daha fazla sevap kazanmak amacıyla yeni uygulamalar geliştirmişlerdir.

Abdullah b. Mesud (r.a.) döneminde yaşanan meşhur olay bunun çarpıcı bir örneğidir. İnsanlar mescitte belirli sayılarla toplu zikir yaparken kendilerini savunmak için "Biz hayırdan başka bir şey istemedik" demişlerdi. İbn Mesud (r.a.) ise niyetin tek başına yeterli olmadığını hatırlatmıştır.

Buradaki temel ilke şudur:

Bir amelin hayır olması için yalnızca niyetin güzel olması yetmez; o amelin dinin ölçülerine de uygun olması gerekir.

Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Ameller niyetlere göredir."

(Buhârî, Bed'ü'l-vahy, 1; Müslim, İmâre, 155)

Bu hadis, "Niyet güzelse yapılan her şey meşrudur" anlamına gelmez. Aksine niyet ile amel birlikte değerlendirilir. Haram bir şeyi iyi niyetle yapmak onu helal hale getirmediği gibi, sünnette bulunmayan bir ibadet şeklini de yalnızca güzel amaçlarla meşrulaştırmak mümkün değildir.

Maslahat Adına Sünnet Aşılabilir mi

Bugün sıkça kullanılan başka bir gerekçe daha var:

"Bunun faydası var."

Evet, insanların camiye gelmesi faydalıdır. Kur'an dinlemesi faydalıdır. Vaaz dinlemesi faydalıdır. Günahlarından uzaklaşması faydalıdır.

Fakat İslam hukukunda maslahat, nassın ve sünnetin sınırlarını aşan sınırsız bir gerekçe değildir.

Eğer "fayda sağlıyor" düşüncesiyle dinî alana sürekli yeni ibadet biçimleri eklenirse, bir süre sonra ortada Peygamberimizin öğrettiği din ile insanların faydalı gördüğü uygulamalardan oluşan başka bir din anlayışı çıkar.

Oysa Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı seçtim."

(Mâide, 5/3)

Dini tamamlayan Allah'tır. Onu insan aklıyla daha "etkili", daha "çekici" veya daha "işlevsel" hale getirme çabası, iyi niyetli olsa bile dikkatle ele alınmalıdır.

Dindarlığı Birkaç Geceye Sıkıştırmayalım