"Ey iman edenler! Allah'a itaatsizlikten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin, günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse gerçekten büyük bir kazanç elde eder." (Ahzâb, 70–71)
Hayat bazen üst üste gelen aksiliklerle insanı kuşatır. Bereket kaçar, sözler tesirini yitirir, emek karşılığını bulmaz. İnsan hemen dış sebepleri arar: ekonomi, insanlar, şartlar… Oysa Kur'an, meselenin kalbine dokunur: takvâ ve doğruluk. Ayet açık konuşur; "Doğru söz söyleyin ki Allah işlerinizi düzeltsin." Demek ki bozulan yalnızca planlarımız değil, bazen sözümüzün istikametidir.
Doğru söz; sadece yalan söylememek değildir. Doğru söz, niyetin temizliği, dilin dürüstlüğü, kalbin eğriliğe meyletmemesidir. Rabbimiz başka bir ayette, "Allah'a karşı takvâ sahibi olursanız, O size bir çıkış yolu ihsan eder ve sizi ummadığınız yerden rızıklandırır" buyurur (Talâk, 2–3). Çıkış yolu… İşte tıkanan kapıların anahtarı budur. Takvâ, kapalı kapıları açan ilahi bir müdahaledir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise meseleyi ahlakın merkezine yerleştirir: "Doğruluk insanı iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında 'sıddîk' olarak yazılır." (Buhârî, Edeb, 69). Demek ki doğruluk yalnızca dünyevî bir erdem değil, ilâhî bir kimlik inşasıdır. İşlerimizin düzelmesi, aslında bizim düzelmemizle başlar.
Bugün neden sözlerimiz bereketsiz Neden emeklerimiz karşılıksız Belki de kalbimizle dilimiz arasına mesafe girdi. Hesap yaparken Rabb'i unuttuk; kazanırken helali, konuşurken hakkı ihmal ettik. Oysa Resûlullah (s.a.v.) uyarır: "Kişi bir söz söyler, Allah'ın gazabını celbedeceğini düşünmez; fakat o söz sebebiyle cehennemin dibine yuvarlanır." (Tirmizî, Zühd, 50). Söz küçüktür ama akıbeti büyüktür.

20