İnsan çoğu zaman farkında olmadan kendi kaderini diliyle inşa eder. Söylediği her söz ya bir dua olur ya da bir beddua. Çünkü dil, kalbin aynasıdır; kalpte ne varsa kelimeye dökülür.
Kur'an bu hakikate dikkat çeker. İnsanın söylediği sözlerin kayıt altına alındığını, ağzından çıkan hiçbir kelimenin başıboş olmadığını bildirir. Yine Kur'an'da insana ancak çalıştığının ve ortaya koyduğunun karşılığı olduğu vurgulanır. Söz de bir eylemdir; etkisi vardır, sonucu vardır.
Bugün birçok insan farkında olmadan kendine zarar veren cümleler kuruyor.
"Hastayım" diyerek hastalığına tutunuyor,
"Kötüyüm" diyerek umudunu zedeliyor,
"Yok" diyerek nimeti inkâr ediyor.
Oysa Kur'an çok net bir ilke koyar: Şükredenin nimeti artırılır. Şükür sadece kalpte hissedilen bir duygu değildir; şükür dille ifade edildiğinde anlam kazanır. Sürekli şikâyet eden bir dil bereketi azaltır, sürekli hamd eden bir dil bereketi çoğaltır.
Hz. Peygamber (s.a.v.), insanın söylediği bir sözle derecesinin yükselebileceğini, yine önemsemeden söylenen bir sözle büyük bir vebalin altına girebileceğini haber verir. Bu, sözün ne kadar ağır bir emanet olduğunu gösterir.
Ne yazık ki bugün dillerimiz kaderle kavga eder hâle gelmiştir:
"Ben şanssızım."
"Bu iş olmaz."
"Ben yapamam."
"Bu çocuk düzelmez."
"Kader bana gülmez."
Oysa kader Allah'ın ilmidir; bizim dilimiz ise tercihimizi yansıtır. İnsan bazen kendi ağzıyla kendi yolunu karartır.
Tasavvuf geleneğinde söz çok ciddiye alınır. Çünkü sözün niyeti çağırdığına, niyetin fiili doğurduğuna, fiilin de insanın yönünü belirlediğine inanılır. Bu yüzden gönül ehli insanlar olumsuz sözlerden özellikle kaçınır. Onlar bilir ki söz, çoğu zaman dua yerine geçer.

18