İki günlük bir tatil için gideceğimiz şehri günlerce araştırıyoruz.
Hangi otelde kalacağız, denizi nasıl, kahvaltısı zengin mi, gezilecek yerleri nereler, en iyi yemek hangi lokantada yenir…
Yorumları okuyor, videolar izliyor, en küçük ayrıntıyı bile ihmal etmiyoruz.
Peki ya ebedî olarak kalacağımız âhiret
Orası için hangi hazırlığı yaptık
Hangi amelle gideceğiz, hangi günahla yüzleşeceğiz, hangi eksikle mahcup olacağız
Kur'an bu çelişkiyi çok net bir şekilde yüzümüze çarpar:
"İnsanlar dünya hayatının sadece dış yüzünü bilirler; âhiretten ise tamamen gafildirler."
(Rûm, 7)
Birkaç gün sürecek bir yolculuk için gösterdiğimiz hassasiyetin binde birini, sonsuz bir hayat için göstermiyorsak, burada ciddi bir akıl ve iman problemi yok mu
Allah Teâlâ defalarca uyarıyor:
"Âhiret yurdu, takvâ sahipleri için daha hayırlıdır. Hâlâ akletmeyecek misiniz"
(En'âm, 32)
Ama biz akletmeyi erteliyoruz.
Ölümü, kabri, hesabı, mizanı, sıratı "sonra düşünürüz" diyerek öteliyoruz.
Sanki ölüm başkalarına yazılmış gibi yaşıyoruz.
Oysa Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur:
"Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimsedir."
(Tirmizî, Kıyâmet, 25)
Bugün tatil planı yaparken "sonra bakarız" demiyoruz;
ama hesap günü söz konusu olunca rahatça "Allah affeder" diyerek geçiştiriyoruz.
Kur'an bize soruyor:
"Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz."
(Ankebût, 57)
Bu dönüşe ne hazırladık
Bir otelin yıldızını, odanın manzarasını, yemeğin lezzetini merak eden insan;
cennetin nimetlerini neden merak etmez
Cehennemin azabını neden araştırmaz
Allah cenneti anlatıyor:
"Orada canların istediği, gözlerin hoşlandığı her şey vardır."

15