Fânî bedenin peşinde, bâkî ruhun unutuluşu

"Fâni cesede hizmet edip bâkî ruhu gafletle ihmal etmek, insanın en büyük ziyanıdır."

Bu cümle sadece bir tespit değil, çağımızın aynasıdır. Çünkü modern insan, bedenini beslemek için gecesini gündüzüne katarken; ruhunu aç, susuz ve sahipsiz bırakmaktadır.

Kur'ân bu hakikati asırlar önce haber vermişti:

"Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilirler; ahiretten ise gafildirler." (Rûm, 7)

Bugün insan; daha iyi bir ev, daha konforlu bir yaşam, daha güçlü bir beden için çabalıyor. Fakat kalbinin ne halde olduğunu sormuyor. Oysa insan sadece etten ve kemikten ibaret değildir. Onu insan yapan, Rabbine yönelen ruhudur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:

"Dikkat edin! Bedende bir et parçası vardır; o düzgün olursa bütün beden düzgün olur, o bozulursa bütün beden bozulur. İşte o kalptir." (Buhârî, Müslim)

Bugün kalpler bozulmuşsa, hayatların dağılması şaşırtıcı değildir. Çünkü kalbi ihmal eden, aslında kendini ihmal etmiştir.

Bir başka ayette Rabbimiz şöyle buyurur:

"Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın." (Haşr, 19)

İnsanın kendini unutması... Bundan daha büyük bir kayıp olabilir mi Bugün insanlar kimlik arıyor, anlam arıyor, huzur arıyor. Oysa kaybettikleri şey bellidir: Allah ile olan bağları.

Resûlullah (s.a.v.) dünyanın aldatıcılığına karşı şöyle uyarmıştır:

"Dünya, müminin zindanı, kâfirin cennetidir." (Müslim)

Fakat biz, bu zindanı süslemekle meşgulüz. Duvarlarını boyuyor, perdelerini değiştiriyor, içini lüksle dolduruyoruz. Ama buradan çıkacağımız günü unutuyoruz.