En etkili tebliğ, yaşayarak verilen mesajdır

İnsanları sözlerimizle etkileyebiliriz; fakat onlara asıl güveni davranışlarımızla veririz. Çünkü söz kulağa ulaşır, davranış ise doğrudan kalbe dokunur. Söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmayan bir insanın en güzel cümleleri bile zamanla anlamını yitirir. Buna karşılık dürüstlüğüyle, adaletiyle ve merhametiyle örnek olan bir insan, tek kelime etmeden bile çevresine çok şey anlatır.

Dinin hakikatini anlatmanın en güçlü yolu, o hakikati önce kendi hayatında görünür kılmaktır.

Haramdan uzak duran, kazancına haram karıştırmayan, yalanı kendisine yakıştırmayan, kimsenin hakkını yemeyen, emanete ihanet etmeyen bir insanın varlığı başlı başına bir mesajdır. Öfkesiyle insanları incitmeyen, diliyle kalp kırmayan, elinden ve dilinden başkalarını emin kılan bir Müslüman, inancını yalnızca sözleriyle değil, ahlakıyla da ortaya koyar.

Peki, insanlara doğruluğu anlatıp kendisi yalan söylüyorsa; kul hakkından söz edip başkasının hakkını yiyorsa; adaleti savunup işine geldiğinde haksızlığa göz yumuyorsa, sözünün ne kadar tesiri olabilir

İnsanları ibadete çağırıp ticarette aldatan, ahlak dersi verip makamını ve gücünü başkalarını ezmek için kullanan, merhametten söz edip kendisinden farklı düşünenlere acımasız davranan birinin tebliği, kendi çelişkilerinin gölgesinde kalmaz mı

Unutulmamalıdır ki dinin güzelliğini anlatmak başka, o güzelliği insanlara yaşatarak göstermek başkadır. İkincisi, birincisini anlamlı ve inandırıcı kılar.

Bugün belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, daha yüksek sesle konuşan, daha sert tartışan, herkese doğruları öğretmeye çalışan insanlar değil; temsil ettiği değerleri hayatına taşıyan insanlardır. Çünkü toplum, yalnızca ne söylediğimize değil, nasıl yaşadığımıza da bakar. Bize duyduğu güven, anlattığımız hakikatlere duyduğu güveni de etkiler.

Bir insanın dürüstlüğü, adaleti ve merhameti; bazen sayfalarca yazılmış bir metinden, saatlerce yapılmış bir konuşmadan daha fazla iz bırakır. Haksızlık karşısında gösterdiği tavır, kendisine emanet edilene sahip çıkışı, çıkarı söz konusu olduğunda bile doğruluktan ayrılmayışı, inancının hayatındaki karşılığını gösterir.

Elbette güzel ahlak, bütün hakikatleri tek başına anlatmaya yetmez; bilgiye, doğru söze ve hikmetli nasihate de ihtiyaç vardır. Ancak sözün tesirini artıran, onu taşıyan insanın samimiyetidir. Söylediğini yaşamaya çalışan, kusurunu kabul edebilen, yanlıştan dönebilen ve kimseye haksızlık etmeyen bir insanın sözü daha güvenilir hâle gelir.

Burada mesele kusursuz olmak değildir. Hiç kimse hatadan bütünüyle uzak değildir. Mesele, insanın savunduğu değerlerle arasındaki mesafeyi azaltmak için samimiyetle çaba göstermesidir. Başkalarına öğüt verirken kendisini de o öğüdün muhatabı saymasıdır.