En büyük kayıp: Allah'ı unutturan insanlarla geçen bir ömür

İnsan hayatında birçok kayıp yaşar. Kimi malını kaybeder, kimi makamını, kimi sağlığını, kimi de en sevdiklerini... Fakat bütün bu kayıpların telafisi bir şekilde mümkündür. Mal yeniden kazanılabilir, makam geri elde edilebilir, sağlık kısmen de olsa geri dönebilir. Ancak öyle bir kayıp vardır ki, onun telafisi dünya ile sınırlı değildir. O kayıp, insanın Rabbini unutmasıdır. Daha da acısı, Allah'ı unutturan insanlarla beraber olarak bu unutuluşu hayatının merkezine yerleştirmesidir.

Bugün insanlığın en büyük krizlerinden biri, kalplerin Allah'tan uzaklaşmasıdır. Modern hayatın gürültüsü, dünyanın geçici cazibesi ve yanlış arkadaşlıklar birçok insanı farkında olmadan Rabbinden koparmaktadır. Öyle dostluklar vardır ki insanı namazdan soğutur, Kur'an'dan uzaklaştırır, haramları normalleştirir ve günahları sıradanlaştırır. İnsan çoğu zaman bunun farkına bile varmaz. Çünkü kalpler yavaş yavaş değişir; tıpkı demirin pas tutması gibi...

Oysa insan, birlikte vakit geçirdiği insanların aynasıdır. Onların düşüncelerinden etkilenir, onların alışkanlıklarını benimser, onların değer yargılarını taşımaya başlar. Bu sebeple Kur'an-ı Kerim, salih insanlarla beraber olmayı bir tercih değil, bir gereklilik olarak göstermektedir.

Yüce Allah şöyle buyurur: "Sabah akşam Rablerinin rızasını isteyerek O'na dua edenlerle beraber sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan ayırma." (Kehf, 18/28)

Bu ayet, insanın çevresinin iman hayatı üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır. Allah Teâlâ, Hz. Peygamber'e (sav) bile salih insanlarla beraber olmasını emrediyorsa, bizim buna ne kadar muhtaç olduğumuzu düşünmek gerekir.

Kıyamet gününde birçok insanın en büyük pişmanlığı yanlış dostlukları olacaktır. Kur'an o korkunç manzarayı şöyle tasvir eder: "O gün zalim kimse ellerini ısırarak şöyle diyecektir: 'Keşke Peygamberle birlikte bir yol tutsaydım. Yazıklar olsun bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim. Çünkü bana gelen zikreden beni o uzaklaştırdı.'" (Furkan, 25/27-29)

Dikkat edelim; ayette kişinin pişmanlığı kaybettiği servet için değildir. Kaçırdığı makamlar için değildir. Onu Allah'ın yolundan uzaklaştıran arkadaşları içindir.

Hz. Peygamber (sav) de dost seçiminin önemini şu sözleriyle ifade etmiştir: "Kişi dostunun dini ve yaşayışı üzeredir. Öyleyse sizden biri kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin." (Ebu Davud, Edeb, 16; Tirmizî, Zühd, 45)

Ne kadar derin bir uyarı! Çünkü insan, zamanla dostunun bakışıyla bakar, dostunun değer verdiğine değer verir, dostunun yürüdüğü yolda yürümeye başlar.

Bir başka hadis-i şerifte ise Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur: "Salih arkadaş ile kötü arkadaşın misali, misk taşıyan kimse ile körük çeken kimsenin misali gibidir. Misk taşıyan ya sana ikramda bulunur, ya ondan satın alırsın yahut ondan güzel bir koku duyarsın. Körük çeken ise ya elbiseni yakar ya da ondan kötü bir koku duyarsın." (Buhârî, Zebâih, 31; Müslim, Birr, 146)

İnsan da böyledir. Salih insanların yanında bulunmak, farkında olmadan kalbi güzelleştirir. Onların sözleri, ibadetleri, ahlakları ve samimiyetleri insana sirayet eder. Buna karşılık kötü çevreler de maneviyatı kemiren görünmez bir zehir gibidir. Önce günahı küçültür, sonra normalleştirir, ardından da kalbi ona alıştırır.