Emeksiz kazanç hayali: Servet mi, kumar mı

Çağımızın en büyük yanılgılarından biri şu: Çalışmadan, üretmeden, alın teri dökmeden zengin olma hayali.

Bir telefon ekranı... Birkaç rakam... Birkaç saniye... Ve insan kendisini bir anda büyük servetlerin sahibi olabileceğine inandırıyor.

Kripto paralar, borsa, fonlar ve benzeri finansal araçlar hayatımızın önemli bir parçası hâline geldi. Elbette her yatırım aracını aynı kefeye koymak ve tamamını dinen haram ilan etmek doğru değildir. Ancak bilgiye, gerçek bir ekonomik faaliyete ve makul bir risk anlayışına dayanmayan; kısa zamanda büyük kazanç beklentisiyle yapılan spekülatif işlemler, insanı çok tehlikeli bir zihniyete sürükleyebilir.

Çünkü mesele sadece para değildir.

Mesele, paraya nasıl baktığımızdır.

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

"Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rızaya dayanan bir ticaret olursa başka."

(Nisâ, 4/29)

İslam'ın kazanç anlayışında ticaret vardır, emek vardır, üretim vardır, risk vardır; fakat haksız kazanç ve başkasının malını batıl yollarla elde etmek yoktur.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) şöyle buyurmuştur:

"Hiç kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir."

(Buhârî, Büyû, 15)

Bugün ise bazı insanlar sabah işe gitmeden, üretmeden, bir değer ortaya koymadan; ekran başında birkaç işlemle servet sahibi olmanın yollarını arıyor.

Emek küçülüyor, kazanç büyütülmek isteniyor.

İşte asıl tehlike burada.

Bir insan bütün birikimini yüksek riskli bir alana yatırıyor. Fiyat yükselirse büyük kazanç elde ediyor; düşerse yıllarca biriktirdiği parasını kaybediyor.

Bir başkası aynı sistem içerisinde servet kazanıyor.

Sonra kazanan kendisini "zeki yatırımcı", kaybeden ise "şanssız insan" olarak görüyor.

Oysa bazı durumlarda ortada sadece yatırım değil, kumar psikolojisine benzeyen bir kazanç tutkusu oluşuyor.

Kur'an-ı Kerim'in kumarla ilgili uyarısı son derece açıktır:

"Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz."

(Mâide, 5/90)

Kumarın en büyük tehlikelerinden biri yalnızca para kaybettirmesi değildir.

İnsanın kaybettikçe daha fazlasını kazanma hırsına kapılmasıdır.

"Biraz daha bekleyeyim."

"Şimdi çıkarsam zarar ederim."

"Bir kez daha deneyelim."

"Kaybettiğimi geri alacağım."

Ve sonunda insan parasını değil, iradesini kaybetmeye başlar.

İslam, insanı böyle bir hırs döngüsünden korumak ister.

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

"Şeytan, içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister."

(Mâide, 5/91)

Burada önemli bir ölçü vardır:

Bir kazanç yöntemi insanı hırsa, bağımlılığa, aşırı riske ve başkasının kaybından kazanç elde etme arzusuna sürüklüyorsa, orada ciddi bir ahlaki ve dini muhasebe yapmak gerekir.

Üstelik mesele sadece para da değildir.

Bir insan yıllarca çalışarak biriktirdiği parasını bir gecede kaybedebilir. Evladının eğitimini, ailesinin geleceğini, yılların emeğini bir "yükselecek" umuduna bağlayabilir.

Sonra da hayatının en büyük pişmanlığıyla baş başa kalabilir.

İslam bize zenginliği yasaklamaz. Helalinden zengin olmayı da ayıplamaz.

Ancak zenginliğin yolunu önemser.

Helal ticaret başka şeydir, kolay para tutkusu başka.

Üretime ortak olmak başka şeydir, fiyat hareketlerinden kısa sürede servet kazanma hırsı başka.

Risk almak başka şeydir, bütün varlığını belirsizliğe teslim etmek başka.