Bir düşünelim.
Sadece bir anlığına düşünelim.
Jeffrey Epstein Siyonist çevrelerle ilişkili bir milyarder değil de, adı Muhammed olan bir Müslüman olsaydı...
Eğer çocuklara yönelik o iğrenç suç ağı, ada partileri, elit siyasetçilerle kurulan kirli ilişkiler bir "Müslüman figür" üzerinden ortaya çıksaydı...
Bugün dünya bambaşka bir yerde olurdu.
Batı medyası günlerce değil, yıllarca manşet atardı.
"İslam'ın karanlık yüzü",
"Radikal kültürün ürünü sapkınlık",
"Dinî motivasyonlu ahlaksızlık" başlıkları havada uçuşurdu.
CNN'den BBC'ye, Le Monde'dan Der Spiegel'e kadar herkes aynı koroya katılırdı.
Akademisyenler kitap yazardı, belgeseller çekilirdi, üniversitelerde paneller düzenlenirdi:
"İslam neden tehlikelidir"
"Bu kültür çocuk haklarıyla bağdaşır mı"
Ve en acısı şu olurdu:
Milyonlarca masum Müslüman, tek bir sapığın günahının bedelini toplu halde ödemeye zorlanırdı.
Ama Epstein kimdi
Batı elitlerinin "bizden" dediği bir isimdi.
Sistemin içindeydi.
Siyasetçilerin, istihbarat servislerinin, medya patronlarının, kraliyet ailesi mensuplarının dostuydu.
İşte tam da bu yüzden mesele çocuklar olmadı.
Mesele insan hakları hiç olmadı.
Mesele ahlak, hukuk ya da adalet değildi.
Mesele, kimin suç işlediğiydi.
Bugün Batı'nın o çok övündüğü "medeniyet", "şeffaflık", "hesap verebilirlik" söylemleri Epstein dosyasında buharlaştı.
Dosyalar karartıldı, isimler gizlendi, kameralar kapandı, sorular susturuldu.
Epstein "intihar etti" denilerek dosya kapatılmak istendi.
Soruyorum Batı'ya:
Çocukların çığlıkları hangi pasaportla duyuluyor

1