Edep olmadan ilim olmaz

İlim, sadece zihne doldurulan bilgilerden ibaret değildir. O, önce kalpte başlar; sonra dile, davranışa ve hayata yansır. Edep yoksa ilim hamdır, eksiktir, hatta zamanla sahibine yük olur. İşte bu hakikati tek bir duruşla öğreten ibretlik bir sahne vardır.

Ahmed b. Hanbel, ağır bir hastalık sebebiyle yaslanmış hâlde oturuyordu. Meclisinde sâlih kullardan birinin adı anıldı. O an doğruldu, edeplice oturdu ve şu cümleyi söyledi:

"Sâlihlerden bahsedildiğinde kurulmak uygun değildir."

Bu söz, sıradan bir nezaket ifadesi değil; ilmin hangi ruhla taşınması gerektiğini gösteren derin bir ölçüdür. Büyük imam, bedeninin yorgunluğunu değil, kalbin sorumluluğunu merkeze almıştır. Çünkü onun dünyasında ilim, saygıyla başlar; edep ile anlam kazanır.

Düşünmek gerekir: Büyük imamların sâlih kullara karşı tavrı böyleyse, iki cihan serveri Hz. Peygamber karşısındaki edeplerini siz düşünün. Onun adı anıldığında kalbi ürpermeyen, sünneti zikredildiğinde omuz silken bir anlayış, ilmi çoğaltsa bile hikmeti kaybetmiştir.

Bugün en büyük problemimiz cehalet değil; edepsizliktir. Bilgi çağında yaşıyoruz ama hikmet çağında değiliz. Çok şey biliyoruz fakat az şeye hürmet ediyoruz. İlmi ahlaktan, bilgiyi şahsiyetten, dini edep çizgisinden kopardık. Sonra da neden sözün bereketi kalmadı diye hayıflanıyoruz.

Ahmed b. Hanbel'in gençlere bıraktığı şu ikaz, meselenin özünü özetler:

"Ey gençler! Bu ilim dindir. Dininizi alacağınız kişileri iyi seçin."

Çünkü ilim, kimden alındığıyla şekillenir. Hâli bozuk olanın dili düzgün olsa da istikamet şaşar. İlmi taşıyanın kalbi eğriyse, söz doğru hedefe varmaz. Bu yüzden her bilen âlim değildir; her konuşan da yol gösterici olmaz.