İnsan, dünyadaki birkaç yıllık hürriyetini koruyabilmek için ömrünü tüketiyor. Kanunları çiğnememek için dikkat ediyor, hapse düşmemek adına en iyi avukatları tutuyor, malını mülkünü harcıyor. Çünkü demir parmaklıkların ardında yaşamanın ne kadar ağır bir ceza olduğunu biliyor.
Fakat aynı insan, sonsuz hayatın hapsi olan cehenneme düşmemek için aynı hassasiyeti göstermiyor. Dünya mahkemesinden korkuyor; ama bütün insanların hesaba çekileceği İlâhî Mahkeme'yi çoğu zaman unutuyor. Dünyadaki birkaç metrekarelik hücreden ürküyor; fakat ebedî azabın ihtimalini sıradanlaştırıyor.
Yüce Allah şöyle buyuruyor:
"Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete konulursa, işte o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı ise aldatıcı bir geçimden ibarettir." (Âl-i İmrân, 3:185)
Gerçek kurtuluş, dünyada istediği gibi yaşamak değil; ahirette Allah'ın rahmetine kavuşmaktır. Çünkü dünya hapsi en fazla birkaç yıl sürer. Ahiret hapsi ise telafisi olmayan, insanın kendi elleriyle hazırladığı ebedî bir pişmanlık olabilir.
Rabbimiz bir başka ayette uyarıyor:
"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun." (Tahrîm, 66:6)
Dikkat edelim! Allah bize önce kendimizi korumamızı emrediyor. Arabamızı, evimizi, makamımızı değil; ebedî hayatımızı...
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
"Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır." (Tirmizî)
Bugün insanlar güvenlik kameralarıyla evlerini koruyor, alarm sistemleri kuruyor, sigortalar yaptırıyor. Ama kalplerini günahlardan koruyacak bir muhasebeyi ihmal ediyor. Oysa şeytanın en büyük başarısı, insana dünyayı yakın, ahireti ise uzak göstermesidir.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurur:
"Cehennem, nefsin hoşuna giden şeylerle; cennet ise zorluklarla kuşatılmıştır." (Müslim)

24