Yazı, insan yetiştirmenin ve hakikat yolunun doğasında çile, imtihan ve fedakârlığın bulunduğunu savunur; bunu Peygamber Efendimiz'in örneğiyle ve Kur'an ayetleriyle destekler. Günümüzde insanların ilk zorlukta vazgeçişini eleştirerek, gerçek dava adamlarının dikenler arasında gül yetiştireceğini iddia eder. Ancak bu sabır ve fedakârlık söylemi, kişisel sınırları aşan istismarı meşrulaştırmak için de kullanılabilir değil mi?
"Yâr için ağyâra minnet ettiğim ayb eyleme,
Bağbân bir gül için bin hâre hizmetkâr olur."
Bu beyit, sadece bir edebî incelik değil; bir ömürlük davanın özetidir. Çünkü hakikat yolunda yürüyen herkes bilir ki insan yetiştirmek, dikenli bir yoldan gül devşirmeye benzer.
Bugün nice insan, dava adına yola çıkıyor ama ilk zorlukta geri dönüyor. İlk nankörlükte kırılıyor, ilk eleştiride susuyor. Oysa bu yol, övgü değil sabır yoludur; alkış değil fedakârlık yoludur.
Allah Teâlâ bu hakikati Kur'an'da açıkça haber verir: "Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız" (Bakara, 214). Demek ki bu yol güllerle döşeli değildir. Bu yolun tabiatında çile vardır, imtihan vardır, sabır vardır.
Bir insanı kazanmak, onun kalbine dokunmak, onu karanlıktan aydınlığa çıkarmak işte bütün bunlar bir gül yetiştirmektir. Ama o gülün etrafı dikenlerle çevrilidir. Anlaşılmamak insanı yorar, nankörlük incitir, ihanet sarsar, yalnızlık içe işler. Fakat bütün bunlar yolun tabiatıdır.
İşte burada dava adamı ile sıradan insan ayrılır. Sıradan insan dikenleri görür ve vazgeçer. Dava adamı ise gülü görür ve sabreder.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insan yetiştirmenin en büyük örneğidir. Taşlandı, hakaret gördü, dışlandı ama vazgeçmedi. Çünkü O, dikenlere değil güllere bakıyordu.
Bir hadis-i şerifte şöyle buyurur: "Allah, senin vasıtanla bir kişiye hidayet verirse, bu senin için dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır." (Buhârî, Müslim). Düşünün, sadece bir insanın kurtuluşu dünyanın tamamından daha değerli görülüyor. İşte bu yüzden hak yolunun emekçisi yorulmayı dert etmez, kırılmayı mesele etmez, görmezden gelinmeyi önemsemez. Çünkü onun hedefi büyüktür.

19