Çocuk Her Yerde Aynı Çocuk Değildir

Bir çocuğun gözyaşı dünyanın neresine düşerse düşsün aynı ıslaklığı taşır; ama ne yazık ki aynı yankıyı uyandırmaz. Coğrafyalar değiştikçe acının adı, kaderin rengi, çocukluğun ağırlığı da değişiyor. Oysa çocuk dediğin… Toprağa değil, oyuncağa bakan; açlığa değil, annesinin gülüşüne uyanan bir yürek olmalıydı.

Ama olmuyor.

Çocuk, Yemen'de açtır.

Ekmeğin kokusunu bilmeden, suyun berrak halini görmeden büyür. Karın gurultusu ninni, savaş uçaklarının sesi uyku arkadaşı olur.

Çocuk, Afrika'da işçidir.

Oyun hamurunu değil maden toprağını yoğurur. Avuçları nasır, çocukluğu yarımdır. Oysa koşması gerekirdi, o ise taş taşır.

Çocuk, Irak'ta yetimdir.

Daha baba demeye fırsat bulamadan mezar taşlarını öğrenir. Yetimlik onun kaderi değil, ona reva görülen bir dünyanın ayıbıdır.

Çocuk, Suriye'de kayıptır.

Adını kimse bilmez, yüzünü kimse hatırlamaz. Molozların altında kaldı mı, yoksa bir kampın köşesinde mi kayboldu Kimse bilmez; ama o kayıp, insanlığın vicdanından bir parçadır.

Çocuk, Myanmar'da mültecidir.

Kendi toprağında misafir, yabancı diyarların kapısında yük olur. Sığınacak bir çadırı vardır belki, ama sığınacak bir yuvası yoktur.

Çocuk, Doğu Türkistan'da mazlumdur.

Susturulmuş dillerin, bastırılmış kimliklerin arasında sessiz bir çığlık gibi büyür. Çocukluğundan önce kimliği sorgulanır.

Çocuk, Gazze'de şehittir.

Henüz okumayı öğrenmeden şahitliği, henüz yürümeyi öğrenmeden şehadeti öğrenir. Dünyanın gözü önünde toprağa düşer; o toprağın üstünde ise bir damla insanlık filizlenmez.

Ve biz…

Avrupa'da bir çocuğun prens ya da prenses gibi büyütülüşünü izleriz.

Parklarda koşan, masallarla uyutulan, sütünü içemediğinde nazlanan çocukları görürüz. Görmekte bir sorun yoktur; sorun, dünyanın diğer yarısındaki çocukların masal hakkını elinden alan sessizliğimizdedir.