Bir Vicdan Meselesi: Dede Yetiminin Miras Hakkı

Bazı İslam hukukçuları, dedeleri hayatta iken babaları vefat etmiş çocukların mağdur edilmemesi gerektiği üzerinde durmuş ve "dede yetimi"nin korunmasını İslam'ın adalet anlayışının gereği saymıştır. Çünkü baba hayatta olsaydı dedesinin mirasından pay alacaktı. Baba ölünce çocukların tamamen mirassız bırakılması vicdanları yaralamaktadır.

İşte bu yüzden Dâvûd ez-Zâhirî, Mesrûk, Katâde, Tâvûs ve İmam Taberî'den nakledildiğine göre; mirasçı olmayan yakın akrabaya vasiyet vaciptir. Yani dede, vefat etmiş oğlunun çocuklarına babalarının alacağı pay kadar veya malının üçte birini geçmeyecek ölçüde vasiyet bırakmalıdır.

Kur'an-ı Kerim'de Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Sizden birine ölüm geldiği zaman, eğer geriye mal bırakacaksa; ana-babaya ve yakın akrabaya uygun bir şekilde vasiyet etmek, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar üzerine bir hak olarak farz kılındı."

(Bakara 2/180)

Bu ayet çok açıktır. Allah, yakın akraba için vasiyeti emrediyor. Peki, dedenin ölen evladından kalan torunları yakın akraba değil midir

Bir başka ayette ise şöyle buyrulur:

"Miras taksiminde yakınlar, yetimler ve yoksullar hazır bulunursa onlara da o maldan verin ve onlara güzel söz söyleyin."

(Nisâ 4/8)

Dikkat edilirse ayet sadece güzel söz söylemeyi değil, "onlara da o maldan verin" buyruğunu getiriyor. Çünkü İslam sadece kuru bir miras hesabı değil; aynı zamanda merhamet hukukudur.

Bugün nice dede yetimi vardır ki dedesinin yıllarca emek vererek kurduğu servet paylaşılırken, kendisi bir köşede eli boş bırakılıyor. Babası yaşasaydı mirasın ortağı olacaktı; fakat babası öldüğü için çocukları tamamen dışarıda bırakılıyor.

Oysa Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

"Ben ve yetimi gözeten kimse cennette şöyle yan yanayız."

(Buhârî)

Yetimi koruyanı cennetle müjdeleyen bir dinin mensupları olarak, yetimin hakkını sıfırlayan anlayışları yeniden düşünmek zorundayız.