Bir Nesli Güldürerek İfsad Ettiler

Yıllardır televizyon ekranlarında, bayram sabahlarında, yıl sonlarında, her fırsatta önümüze konulan bir "kült" var: Hababam Sınıfı.

Evet, güldük. Belki çocukken masumca izledik. Ama hiç düşündük mü; biz aslında neye güldük, neyi meşrulaştırdık, hangi değerleri yavaş yavaş kaybettik

Bu filmler, dışarıdan bakıldığında bir "okul komedisi" gibi görünür. Oysa satır aralarında, nesillerin bilinçaltına sinsice yerleşen bir yozlaşma hikâyesi gizlidir.

Kopya çekmek, öğretmene yalan söylemek, okuldan kaçmak, alkol kullanmak, sigara içmek, gayrimeşru ilişkilerle alay etmek...

Tüm bunlar, birer "espri malzemesi" haline getirilmiştir. Ahlaki çürüme, mizahın arkasına gizlenmiştir. Ve biz buna yıllarca "klasik Türk sineması" dedik.

"Hababam Sınıfı" sadece bir film değildir; bir zihniyetin, bir ideolojik projenin parçasıdır. Çünkü o filmlerle birlikte şu mesaj sessizce zihinlere kazındı:

Otoriteye başkaldırmak komiktir.

Okul disiplini gereksizdir.

Hocalar aldatılabilir, hatta alaya alınabilir.

Erkeklik, küstahlıkla eşdeğerdir.

Sigara içmek, kopya çekmek, içki kullanmak "doğal"dır.

Sonra bu filmleri izleyerek büyüyen bir nesil geldi.

Okulda kopyayı marifet, alkolü eğlence, gayrimeşru ilişkileri özgürlük saydı.

Ve kimse fark etmedi; "Hababam" bizi güldürürken, inancımızı, edebimizi, öğretmene hürmetimizi elimizden alıyordu.

Bu ülke, "Mahmut Hoca" gibi birkaç karakterle vicdanını avutmaya çalıştı. Oysa o da sistemin içinde bir "iyi polis" figürüydü. Gerçek terbiyeyi, ahlakı, imanı temsil etmiyordu; sadece sistemin içindeki makul bir fren mekanizmasıydı.