"Ben yakınım" diyen bir Rabbe ne kadar uzağız

İnsan bazen göğe bakıp "Allah nerede" diye sormaz; ama hayatına bakınca bu soruyu fiilen sormuş olur. Çünkü dua vardır ama ısrar yoktur. İnanç vardır ama teslimiyet yoktur. Dilek vardır ama yöneliş eksiktir.

Kur'an, Bakara Suresi 186. ayette insanın bu savrulmuşluğuna doğrudan cevap verir:

"Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık veririm. Şu halde benim davetime gelsinler ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulabilsinler."

Dikkat edin: Ayet "de ki" diye başlamaz. Allah, Peygamberini bile aradan çıkarmaz. Sanki kulunun sorusunu bekliyormuş gibi, doğrudan konuşur. Çünkü bu ayet bir hüküm ayeti değil, bir yakınlık ayetidir. Bir merhamet cümlesidir.

Bugün insanların en büyük yalnızlığı, kalabalıklar içinde yapayalnız kalmaları değil; Allah'a bu kadar yakın bir kapı varken başka kapılarda oyalanmalarıdır.

Resûlullah (s.a.v.) bu hakikati şöyle pekiştirir:

"Allah Teâlâ buyurur ki: Kulum bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım."

(Buhârî)

Yani mesele Allah'ın uzaklığı değil, bizim mesafemizdir.

Ne var ki modern insan duayı da tüketim kültürüne benzetti. Hızlı olsun istiyor, zahmetsiz olsun istiyor, sonucu hemen gelsin istiyor. Olmayınca da "demek ki olmuyor" deyip kapıyı terk ediyor. Oysa dua, sadece istemek değildir; yönelmektir, teslim olmaktır, beklemeyi göze almaktır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:

"Duanız kabul edilmedi diye acele etmedikçe, kulun duası kabul edilir."

(Müslim)