Tarih boyunca hak ile batılın mücadelesi hiç bitmedi. Peygamberler hakikati haykırdılar, salih insanlar doğruluğu savundular; ancak çoğu zaman alay edildiler, dışlandılar, tehdit edildiler ve yalnız bırakıldılar. Buna rağmen onlar, hakikatten taviz vermediler. Çünkü biliyorlardı ki insanların hükmü geçici, Allah'ın hükmü ise ebedidir.
Kur'ân-ı Kerîm'de Firavun'un sarayında imanını gizleyen mümin bir adamın sözleri bu gerçeği bütün ihtişamıyla ortaya koymaktadır. Kavmini defalarca uyarmış, onları Allah'a iman etmeye davet etmiş, azabın yaklaşmakta olduğunu haber vermişti. Fakat kibirle kulaklarını tıkayanlar onu dinlemediler. Bunun üzerine şöyle dedi:
"Size söylediklerimi yakında hatırlayıp anlayacaksınız. Ben durumumu Allah'a havale ediyorum; kuşkusuz Allah kullarını çok iyi görmektedir." (Mü'min, 44)
Bu söz, çaresizliğin değil; imanın, teslimiyetin ve tevekkülün zirvesidir. Çünkü Allah'a havale etmek, mücadeleyi bırakmak değil; elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah'ın adaletine teslim etmektir.
Nitekim ayetin devamında Rabbimiz şöyle buyurur:
"Allah onu onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu..." (Mü'min, 45)
Demek ki Allah'a güvenen asla sahipsiz değildir. İnsanlar terk etse de, dostlar yüz çevirse de, iftiralar ve haksızlıklar karşısında kişi yalnız kalsa da Allah kulunu görmektedir.
Kur'ân'da Rabbimiz şöyle buyurur:
"Kim Allah'a tevekkül ederse O ona yeter." (Talâk, 3)
Bu ayet müminin kalbine huzur veren ilahî bir teminattır. Çünkü güçlerin en büyüğü Allah'ın kudretidir. Kapıların kapandığı yerde O yeni kapılar açar. İnsanların imkânsız dediğine O "Ol!" der ve olur.
Peygamberlerin hayatı da bunun en güzel örnekleriyle doludur. İbrahim (a.s.) ateşe atılırken Allah'a güvendi. Musa (a.s.) önünde deniz, arkasında Firavun ordusu varken Rabbine dayandı. Ashab-ı Uhdud ateş çukurlarına atılırken imanlarından vazgeçmediler.
Bedir günü sayıca az olan Müslümanlar için Allah şöyle buyurmuştur:
"Eğer mümin iseniz yalnız Allah'a güvenin." (Mâide, 23)
Resûlullah (a.s.) da şöyle buyurmuştur:
"Şayet siz Allah'a hakkıyla tevekkül etseydiniz, kuşların rızıklandırıldığı gibi rızıklandırılırdınız. Kuşlar sabah aç çıkar, akşam tok dönerler." (Tirmizî)

18