İnsanoğlunun en büyük imtihanlarından biri, sıkıştığı zaman kimin kapısını çalacağıdır. Darda kaldığında kime yalvaracak, çaresiz kaldığında kimden medet umacak, günahlarının affını kimden isteyecektir
Kur'an'ın ortaya koyduğu tevhid akidesi bu konuda son derece nettir: Dua da, yardım isteme de, kulluk da yalnız Allah'a yapılır. Çünkü yaratmak da, yaşatmak da, öldürmek de, rızık vermek de, affetmek de yalnız O'nun elindedir.
Ne var ki tarih boyunca insanlar, Allah'a yakınlaşma iddiasıyla O'nunla kendi aralarına birtakım aracılar koymuşlardır. Kimi zaman putlar, kimi zaman kutsallaştırılmış kişiler, kimi zaman da Allah'ın salih kulları bu yanlış anlayışın konusu olmuştur. Oysa Kur'an, insanları doğrudan Allah'a yönelmeye çağırmaktadır.
Yüce Allah şöyle buyurur: "Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek olan şeylere dua eden kimseden daha sapık kim vardır Üstelik onlar, bunların dualarından habersizdirler. İnsanlar haşrolunduğu zaman da onlar bunlara düşman kesilecek ve onların kendilerine ibadet ettiklerini inkâr edeceklerdir." (Ahkâf, 46/5-6)
Bu ilahî soru, aslında her çağın insanına yöneltilmiş bir muhasebe çağrısıdır:
Allah varken kimin kapısına gidiyoruz
Duaları işiten O iken neden başkalarından medet umuyoruz
Her şeyin sahibi O iken neden başkalarından yardım bekliyoruz
Kur'an, Allah'tan başkasına yönelmenin boşluğunu çok etkileyici bir misalle anlatır: "O'ndan başka yalvardıkları şeyler, onların hiçbir isteğine cevap veremezler. Onların durumu ancak ağzına gelsin diye iki avucunu suya doğru açan kimsenin durumu gibidir. Halbuki su onun ağzına ulaşacak değildir." (Ra'd, 13/14)
Ne kadar çarpıcı bir benzetme...
Susuzluktan kavrulan bir insan düşünün. Suya ulaşmak yerine uzaktan ellerini açıyor ve suyun kendiliğinden ağzına gelmesini bekliyor. Bu ne kadar anlamsızsa, Allah'tan başkasından yardım beklemek de o kadar anlamsızdır.
Çünkü dua ibadettir. Resûlullah (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Dua ibadetin özüdür." (Tirmizî, Deavât, 1)
İbadetin özü olan dua, yalnızca ibadete lâyık olana yapılır. İbadete lâyık olan ise yalnız Allah'tır.
Kur'an, kendilerinden yardım umulanların gerçek durumunu da açıklamaktadır: "Onlara dua etseniz duanızı işitmezler; işitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet günü de sizin onları ortak koşmanızı reddederler." (Fâtır, 35/14)
Bugün insanlar tarafından yardım makamı olarak görülenler, yarın mahşerde o insanlardan uzaklaşacaklardır. Kendilerine yöneltilen dua ve yakarışlardan beri olduklarını ilan edeceklerdir.
Peygamberlerin ortak daveti de işte bu noktada birleşmiştir. Hz. Nuh (a.s.) kavmine: "Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka ilahınız yoktur." demiştir. Hz. Hud (a.s.), Hz. Salih (a.s.), Hz. Şuayb (a.s.), Hz. Musa (a.s.), Hz. İsa (a.s.) ve son peygamber Hz. Muhammed (a.s.) da aynı hakikati haykırmışlardır.
Çünkü tevhid, bütün peygamberlerin ortak çağrısıdır. Hz. İbrahim (a.s.) ise kavmine şu soruyu yöneltmiştir: "Allah'ı bırakıp da size ne fayda ne de zarar veremeyen şeylere mi tapıyorsunuz" (Enbiyâ, 21/66)
Bu soru bugün de güncelliğini korumaktadır. Bize fayda ve zarar verme gücü olmayanlardan ne bekliyoruz

33