Allah'ın rahmetini yanlış anlamak

İçki içiyor, faiz yiyor, zina yapıyor; sonra da:

"Allah çok merhametlidir, affeder." diyor.

Namazı terk ediyor, Allah'ın emirlerini hafife alıyor, haramları hayatının bir parçası hâline getiriyor; ardından da:

"Kalbim temiz, Allah affeder." diyor.

Evet, Allah affeder. Çünkü O, Rahmân'dır, Rahîm'dir, Ğafûr'dur. Ancak Allah'ın affı, günahında ısrar edenler için değil; günahından pişman olup Rabbine yönelenler içindir.

Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah şöyle buyurur:

"Kim bir kötülük yapar yahut nefsine zulmeder de sonra Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı ve merhamet edici bulur."

(Nisâ, 4/110)

Dikkat edelim: Ayette affedilen kişi günah işleyen değil, günahından sonra Allah'a yönelip bağışlanma dileyen kişidir.

Bir başka ayette ise şöyle buyurulur:

"Ey iman edenler! Allah'a içten ve samimi bir tevbe ile tevbe edin."

(Tahrîm, 66/8)

Demek ki kurtuluşun anahtarı günahı sürdürmek değil, günahı terk ederek tevbe etmektir.

Ne yazık ki bazı insanlar Allah'ın rahmetini konuşurken O'nun azabını unutuyor, O'nun bağışlamasını anlatırken adaletini görmezden geliyor. Hâlbuki Rabbimiz şöyle buyuruyor:

"Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı, çok merhametliyim. Ve benim azabım da elem verici azabın ta kendisidir."

(Hicr, 15/49-50)

Mümin, rahmet ile korku arasında yaşar. Sadece korkuyla değil, sadece umutla da değil. Çünkü yalnız rahmete güvenmek insanı gaflete sürükleyebilir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimsedir. Aciz kişi ise nefsinin arzularına uyan ve sonra Allah'tan temennilerde bulunan kimsedir."