"Allah'ın emri, Peygamber'in kavliyle..." Bu cümle, asırlardır Müslüman ailelerin evliliğe attığı ilk adımın en güzel ifadesidir. Kız isteme merasiminde herkes Allah'ı ve Resûlünü hatırlar; diller salavatla, gönüller dua ile süslenir. Fakat ne acıdır ki, bu mübarek sözler çoğu zaman evliliğin yalnızca kapısını açar; kapının ardındaki merasimlerde ise Allah'ın emri de Peygamber'in sünneti de unutulur.
Nişanlar israf yarışına dönüşüyor. Kına geceleri gösteri ve eğlenceye indirgeniyor. Düğünler ise mahremiyetin hiçe sayıldığı, ölçüsüz harcamaların yapıldığı, Allah'ın razı olmayacağı görüntülerin normalleştirildiği organizasyonlara dönüşüyor. Oysa nikâhın bereketi; gösterişte değil, takvada ve sadeliktedir.
Bugün birçok aile evliliğe büyük borçlarla başlıyor. Gençler daha yuvalarını kurmadan ağır ekonomik yüklerin altına giriyor. Bunun yanında dinimizin ölçülerini aşan eğlenceler, karma ortamlar ve gösteriş tutkusu, evliliğin manevi iklimini daha ilk günden zedeliyor. Allah'ın rızası yerine insanların alkışını kazanmayı hedefleyen bir başlangıçtan huzur ve bereket beklemek ne kadar gerçekçidir
Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah, "Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun sıkıntılı bir hayatı olacaktır." buyurur. (Tâhâ, 20/124). Evliliğin en önemli günlerinde Allah'ın hükümlerini geri plana itip nefsin ve toplumun yanlış alışkanlıklarını öne çıkarmak, bereketin azalmasına ve huzurun kaybolmasına zemin hazırlar.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ise, "Nikâhın en bereketlisi, külfeti en az olanıdır." buyurarak bizlere düğün ve evlilik anlayışının nasıl olması gerektiğini göstermiştir. Bereket; lüks salonlarda, gösterişli organizasyonlarda veya sosyal medyada paylaşılacak görüntülerde değil, Allah'ın rızasına uygun atılan adımlardadır.

27