Osmanlıda kudret ve ihtişamın göstergesi!

Her devletin kendine has özel törenleri vardır. Bu törenler o devletin geçmişten getirdiği ve kendisiyle özdeşleştirdiği özel uygulamalardır. Eskiden devletler arası protokoller daha çok elçilerin gidiş gelişlerinde kendini gösterirdi. Bugünkü gibi devlet başkanlarının birbirlerini ziyareti nadiren ancak dost devletler nezdinde vuku bulurdu.

Osmanlı İmparatorluğu'nda da devletler arası diplomatik protokol kuralları açısından, elçi kabulleri sıkı hiyerarşik uygulamalar içerisinde yapılmıştır.

Sultan II. Murad döneminde Edirne Sarayı'ndaki ilk elçi kabulünden, merkezin İstanbul'a nakliyle birlikte Topkapı Sarayı'ndaki elçi kabul törenlerine kadar, gelen elçilere hep devletin büyüklüğü ve ihtişamı gösterilmek amaçlanmıştır.

Osmanlı Devleti diplomatik ilişkilerde muhatap devletlere karşı farklılık arz eden tutum sergilemekteydi. Bu tutum ilişkilerin mahiyetine, dostluğun derecesine, komşuluk durumuna, gösterilen iyi niyet ve samimiyete ve iktisadi şartlara göre değişmekteydi. Diplomatik ilişkilere uygun şekilde elçilere gereken medeni ve insani ihtimamın gösterildiği yabancı kaynaklarda da belirtilmektedir. Bu karşılamada ahitnamelere sadakat, devletin şeref ve haysiyetine saygı önem arz etmekteydi. Diplomatik düsturlara riayet eden devletlere ve elçilere hem din hem milliyet esaslarına uygun şekilde gereken ilgi ve hürmete önem verilmiştir. Aksi durumlarda ise bilmukabele gereken muamele tatbik edilmekteydi.

Osmanlılarda genellikle elçinin saraya kabul edileceği gün "Ulufe divanı"na tesadüf ettirilirdi. Ulufe divanında Osmanlının ihtişamı ve teşrifatı gösterilirdi. Ulufe gününden başka bir gündeki elçi kabulüne "resmi adi" denilirdi. Topkapı Sarayı'nda elçilere sunulan gösteri Babüsselâm ile Bâbüssaâde arasında uzanan ikinci avluda vuku bulurdu.

Yabancı elçilerin kabul merasimleri burada başlardı. Merasim esnasında yeniçeriler alanın sağ, sipahiler ise sol tarafında en gösterişli giysileri ve elçileri şaşırtan bir düzen içerisinde dizilirlerdi. Yeniçeri ağası Bâbüsselâm'ın saçağı altında otururdu.

Böyle törenlerde bütün revaklara değerli kumaşlar, halılar asılır, altın zincirleriyle aslanlar ve kaplanlar gezdirilirdi. Elçiler, sadrazam ve vezirler tarafından Kubbealtı Revakı altında karşılanırdı. Şayet padişah elçiyi kabul edecekse Bâbüssaâde'den Arz Odası'na alınırlardı.

Elçilerin getirdikleri hediyeler ise bir gün önceden buraya getirilir ve Bâbüssaâde'nin sol tarafındaki revaklar altına konarak teşhir edilirdi. Elçilere Kubbealtı'nda ve refakatçilerine avluda, revaklar altında yemek verilirdi.

Böylece devletin zenginliği, gücü, haşmeti ve ihtişamı yabancı devlet elçilerine muhteşem alaylar ile gösterilmiş olurdu...

Hazımsızlık!

Bu düşünce içinde değerlendirildiğinde 36. NATO Zirvesi, devletimizin itibarı açısından çok büyük izler bıraktı. Organizasyon muhteşemdi. Gerçi Türk ve Müslüman ismi taşıyan nice garazkâr, Türkiye'yi küçük düşürmek için yapmadığını bırakmadı. Olmadık tenkitler getirmeye çalıştı. Türkiye'de rejimin değiştiğini söyleyenler dahi çıktı...

Aslında rejimin değiştiği yoktu. Devlet, tarihî mirasının önemini kavramıştı hepsi bu... Feryat figan bağıranlar bunu hazmedemiyordu. İstiyorlardı ki her şey tek parti dönemindeki gibi olsun. Türk'e ait her ne varsa düşman ilan edilsin. Avrupalı, Amerikalı gelsin, tepeden tırnağa hepimizi hizaya soksun gitsin...

Bilmedikleri veya bilmek istemedikleri şey şu ki artık bu günler geçmişte kaldı. Ne Türkiye'nin durumu ne dünya konjonktürü buna müsait. Artık Batı'dan yardım dilenen bir ülke yok. Ortaklık teklif eden, ortaklık tekliflerine açık olan bir ülke var. Diz çöktüğümüz günler geride kaldı...

İşte insan bu noktada sormadan edemiyor: Bu durumdan Türk kanı taşıyan biri memnuniyetsizlik duyar mı Cevabı da verelim: Elbette hayır... Şu hâlde Türk isimleriyle aramızda dolaşan bu insanlar kim Yoksa bunlar soyadı kanunu ile kamufle olmuş gizli gayrimüslimler mi!

Liderlerin Osmanlı askerleri arasından Tayyip Beye doğru yürümeleri içeriye dışarıya çok güzel bir mesajdı: Ben böyle bir tarihî kimlikten geliyorum. Benim hakkımda plan yaparken Fatih'in nesli olduğumu hatırdan çıkarmayın. Bir telefonla her şeyi altüst ettiğiniz günler geride kaldı. Birlikte yürüyebiliriz fakat artık müstemleke değil ortağız. Sakın içerideki adamlarınıza güvenmeyin, onları da sizi de çözdük...

Batı'nın yeni duruma hazırlıklı olduğunu da söylemeliyiz. O kadar liderden bir tanesi bile mehter koridorundan geçerken yüzünü ekşitmedi. Hatta yüz ifadelerinde sadece memnuniyet değil hayranlık da vardı. Trump bile başparmağıyla "harika" işareti yaptı.

Yüzünü ekşitenler, bununla da kalmayıp tepinenler "Eski Türkiye"den kalma tipler. Bunların Türk milletine duydukları kin o kadar büyük ki konuşurken ve yazarken söz konusu düşmanlıkları sebebiyle akılları örtülüyor. Can Ataklı'nın NATO zirvesi ile ilgili sözleri bize bunları düşündürdü...

NATO Türkiye'ye muhtaç!

Elbette 36. NATO Zirvesi'nin siyasi pek çok mesajları da vardı. Zirveye, Tayyip Bey dolayısıyla Türkiye için geldiğini söyleyen Trump, ne kadar samimi bilemeyiz. İşin bilebildiğimiz kısmı şu ki; Amerika, Türkiye'yi karşısına alarak bir yere varamayacağını artık anlamış durumdadır. Ancak bunu, muhtemel Türk-İsrail savaşında Amerika yanımızda olur diye düşünmek de safdillik olur.

Şayet öyle bir gelişme olsa anında dişini gösterecek ve karşımıza dikilecektir. Bizi yutabileceği bir lokma olarak görürse İran'a yaptığından çok daha fazlasını üzerimizde deneyecektir. Ancak Türkiye'nin bugünkü gücünün de farkındadır. Bölge için etkisini ve nüfuzunu görmektedir. Türkiye'yi devre dışı bırakan Amerika'nın son kırk yılda nasıl bir bataklığa düştüğünün farkındadır. Muhtemelen siyasetini de buna göre şekillendirmektedir.

Esasen Türkiye bugünkü dünyada sadece Amerika için değil Avrupa için de vazgeçilmezdir. Türkiye Batı için asla Rusya ve Çin'e terk edilebilecek bir ülke değildir. Gerek hazarda gerek seferde yanında tutulması gereken bir ülkedir.

Üstelik her geçen gün güçlenen ve tam bağımsızlık yolunda ciddi adımlar atan bir ülkenin dışlanması, dışlayan için hazin sonuçlar doğurur. Bunu Batı çok iyi bilir ve bugün bu bilginin gereğini yapmaktadır.