Geçtiğimiz cuma günü ünlü tarihçi İlber Ortaylı vefat etti. Ortaylı'nın bilhassa Fatih haziresine gömüleceğinin haberi üzerine çok büyük bir tepki de beraberinde geldi. Bu denli büyük tepki pek çoklarını şaşırttı. Ancak bendeniz buna zerre kadar şaşırmadım. Zira uzun bir süredir tepkilerin odağında bulunuyordu.
Elbette tarihçiliği, renkli kişiliği ve yıllardır gündemden düşmeyen söylemleriyle haklı bir ilginin odağındaydı. Bazıları onun yeri doldurulamayacak derecede büyük bir tarihçi olduğunu dile getirip durdular. Ancak tanınmış ve etkili isimlere baktığımızda bunların sayısı şöhretine göre fazla değildi. Kendisini iyi tanıyan ilim âleminin bazı simaları da ağır sayılabilecek tenkitlerden geri durmadılar.
Peki bir ilim adamı için bu denli büyük tepkinin sebebi ne idi Asıl bu noktanın fikredilmesi gerekir diye düşünüyorum.
Öncelikle şunu ifade etmek isterim. İlber Bey'i övenler hep Halil İnalcık Hoca ile birlikte ve neredeyse eş değer andılar. Oysa ilmi ve akademik çalışmalar açısından açıkçası İlber Bey Halil Hoca'nın yarısı etmez. Halil Bey bu konuda eserleri ve eserlerinin ciddiyetiyle Ortaylı'nın fersah fersah ilerisindedir. Popülerlik konusunda ise İlber Bey Halil Bey'i beşe ona katlamıştır. Halil Bey popüler söyleme İlber Bey'e göre hem geç katılmış hem de muhtemelen sevememiş ve genelde uzak durmayı tercih etmiştir. İlber Hoca ise bu üslubu seviyor ve insanların hoşuna gidecek şekilde kullanıyordu.
Şunu bilmek gerekir ki her ikisini de halk nazarında parlatan FETÖ olmuştur. Tarihî alandaki üst düzey tanınmışlıkları dolayısıyla onların bu yönü hep görmezden gelinmiş ve sümen altı edilmiştir. FETÖ'nün bazı tarih tezlerine ve faaliyetlerine her ikisi de alet olmuştur. Bilhassa Halil İnalcık Hoca'nın "Osmanlı Kayı boyundan değildir" tezi tam bir FETÖ organizasyonu idi. Bunu defalarca söyleşilerimde, yazılarımda hatta eserlerimde dile getirdim.
İlber Hoca'nın ülkemizde geniş kesimler tarafından tanınması ise 1999 yılı ile başladı. Osmanlının kuruluşunun 700. yıl dönümü münasebetiyle büyük programlar yapılacaktı. Ancak bu sırada 28 Şubat diktasının hem siyaset hem de akademi üzerinde ezici bir tahakkümü vardı. Dolayısıyla kuruluşun 700. yıl dönümü cılız sempozyumlara hasredilmişti. İşte bu devrede İlber Hoca birçok TV kanalına çıktı. Kendine has üslubuyla Osmanlıyı anlattı.
Zor zamanlarda konuşanlar veya konuşturulanlar bir anda kahraman yapılır. Meral Akşener'i de düşünürseniz mevzu daha iyi anlaşılır. Çıktığı TV programlarında yaptığı Osmanlı övgüsü toplumda tanınıp sevilmesine yol açtı. Üslubu, yorumları ve hakikati dile getirmesiyle insanlar İlber Hoca'ya ayrı bir değer verdi.
Sonrasında AK Parti iktidara geldiğinde Topkapı Sarayı'na başkan yapıldı. Bu hâl onun daha da tanınmasına, güçlenmesine sebep oldu.
Topkapı Sarayı başkanlığından inişi ile birlikte bambaşka bir İlber Ortaylı dönemi başlayacaktı.
Türkçülük mü
Ortaylı'nın popüler yönü bir tarafa bırakılırsa bir kısım etkin insanların onun hakkında, "büyük ilim adamı idi" şeklindeki övgüleri çok hamasi kaldı. Zira İlber Bey bu konuda akademi camiası içerisinde çok gerilerdedir. Doktora ve doçentlik tezi gibi üç dört kitabı dışında ilmi bir eseri yoktur. Onlar da fazla bilinmez. Sonraki eserleri ise kendisinden ziyade yayınevlerinin ve editörlerin marifeti ile ortaya çıkmıştır ki bazıları, "onu ben parlattım" diye bu durumu vefatında gündeme dahi taşıdılar. Onların da belirttikleri üzere neredeyse bütün sohbetleri kitap hâline getirilerek parlak isimler ve yaldızlı ifadelerle ilim dünyasına sunulmuştur. Oysa bütün bu eserlere sadece "İlber Ortaylı sohbet serisi" adı verilebilirdi.
İlber Ortaylı'yı parlatanların başında FETÖ geliyordu dedim. Zira Ortaylı FETÖ organizasyonlarının müdafi ve teşvikçisi idi. Abant Toplantılarının en önemli temsilcilerindendi. Gülen okullarının ve FETÖ'nün dünyayı sarmalayan gizli eğitim imparatorluğunun teşvikçisi idi. FETÖ'nün Türk okullarını anlatan Barış Köprüleri kitabının kapağına, Toktamış Ateş, Eser Karakaş ve İlber Ortaylı'nın adlarının taşınması manidardır. Oysa içeride Bülent Ecevit, Mümtazer Türköne, Ali Bulaç, Naci Bostancı, Yasin Aktay, Şahin Alpay ve Gülay Göktürk gibi daha pek çok siyasetçi, yazar ve akademisyenin makalesi bulunuyordu.
Dolayısıyla 15 Temmuz olayından sonra "FETÖ ve elebaşı" söz konusu olduğunda Ortaylı büyük bir rahatsızlık duyar ve konuşmaktan kaçardı. Hatta CNN TÜRK'te bir programda moderatör Didem Arslan Yılmaz'a bu konuda bir sual sorduğu için "sana ne" diyerek şiddetle çıkışmıştı.
Bazıları Ortaylı'yı Ermeni meselesine sahip çıkan adamların önde geleni olarak gösterme çabası içine girdiler. Hâlbuki bu konuda üç beş konuşması dışında kayda değer bir çalışması yoktur. Bunu da meseleye ilmî tarzda yaklaşan hemen her bilim adamı dile getirmiştir. Öte yandan Ermeni tehciri, üniversitelerimizde en fazla araştırılan meselelerin başında gelir. Konu hakkında o kadar çok akademisyen ciddi araştırmalar yapmıştır ki bunların ne yazık ki adı esamesi okunmaz. Maalesef yazılı ve görsel basınımız bu konuda kördür. Ayrıca bazı akademisyenlerin önderlik ederek gece gündüz çalıştığı ve 353 ilim adamının yer aldığı bir Ermeni bildirisinde sadece imzaları olduğu için Ortaylı ve İnalcık'ı öne çıkarmak açıkçası diğerlerine hakaret olur.
İlber Hoca'yı Türkçülük konusunda da oldukça parlattılar. Evet bu konuda gerçekten pek çok sözü var. Buna rağmen İlber Hoca'nın Türkçülüğü tartışılır. O genelde Türkiyelilik meselesine karşı çıkardı ki bu duruş normaldir.
Diğer taraftan Türk'ü en fazla aşağılayan bir adam günümüzde Celal Şengör'dür. Türklerin neredeyse tarihte hiçbir medeniyet geliştiremediklerini savunur. Osmanlıları, Fatih dönemini dışarıda tutarak neredeyse yok sayar. İlimde, teknikte, medeniyette sıfır gibi göstermeye bayılır. O, bunu İlber Ortaylı'nın bulunduğu platformlarda pek çok kez dile getirmekten çekinmedi. Türkçü diye göklere çıkardıkları kişi ise yüzlerce kişinin karşısında her defasında dut yemiş bülbül gibi sustu. Ağzını açıp tek kelime edemedi. Bu nasıl bir Türkçülüktür akıl ermez.
Kılavuzu Altaylı ve Şengör olursa!
Öte yandan Ortaylı'nın fikri bakımdan tartışılacak pek çok görüşü mevcuttu. Nitekim o, Osmanlı Devleti'ni Doğu Roma İmparatorluğu'nun idari ve kültürel bakımdan devamı olarak görürdü. Onun bu sözü her zaman karşıma çıktı. Hâlbuki Osmanlı onlarca devlete son verdi. Onlarca devleti hâkimiyetine aldı. Doğu Roma da bunların en önemlisi olarak tarihe geçti.

17