İftira furyası!

"Kişi, namı ile işler işi" demişler. Bir kişiye millet tarafından bir nam verildiyse elbette o boş yere değildir. Onun mutlaka bir hikâyesi, bir değeri, bir geçmişi vardır. Eskiden lakap ve ünvanlar durduk yere rastgele verilmezdi. Sultan I. Mehmed Han'a "Fatih", I. Süleyman Han'a "Kanuni", I. Selim Han'a "Yavuz", II. Bayezid Han'a "Veli" ve IV. Mehmed Han'a "Avcı" lakaplarının verilmesinde onların en önemli özellikleri veya icraatları rol oynamıştır...

Geçtiğimiz günlerde Mustafa İslamoğlu, II. Bayezid Han'ı ele alarak iftiraları ardı arkasına sıralıyordu. Tabii bilhassa onun "Veli" ünvanına alayla atıf yaparak, bırakın veli olmayı bütün kötü ve adi sıfatları kendisine yapıştırıyordu!

İnsan hesap gününe hiç mi inanmaz! Hiçbir veriye, bilgiye ve kaynağa dayanmadan bu denli iftiralar nasıl atılır insanın aklı ve havsalası almıyor!

Videosunda şöyle konuşuyordu:

"Padişahların içinde bir tanesine 'veli' namı sanı verilmiştir. Kimdir o Bayezid-i Veli, Fatih'in oğlu. Fatih'in katili olan oğlu. Bu herif iki tane kardeş katili iki tane evlat katili iki tane torun katili. Seri katil ama veli nasıl veli oldu, bunu kim veli ilan etti Fatih tarikatlara dağıtılmış her birinde bir devlet kurulacak büyüklükte olan çok değerli verimli arazileri geri aldı devletleştirdi. Çünkü devlet içinde devlet ve ali kıran baş kesen oluyorlardı. Fatih sen misin bunu yapan ne oldu Fatih'i zındık ilan ettiler ve bu ilan etme oğullarının diline de yansıdı. Fatih için Fatih'in oğlunun kullandığı kelime mülhid, dinsiz. Babası için niye dinsizmiş diye soruyorsunuz resmini yaptırdı, aman ne büyük günah. Babasının resimlerinin bir kısmını kendisi yaktırmış kafaya bakar mısınız! Fakat hani sofu mofu mu zannediyorsunuz, Edirne sarayında vur patlasın çal oynasın içki işret ve dahası aklınıza gelen gelmeyen her türlü pislik her türlü yol var herifte..."

II. Bayezid Han'ın, kardeş katli kanunnamesine dayanarak öldürttüğü kardeşleri ve onların oğulları dışında şu cümlelerde bir tane doğru bilgi yoktur. Bunlara hakaret falan da denemez. Bunlar en çirkin iftiralardır. İslamoğlu'nun bu ifadelerine tek bir kaynak göstermesi muhaldir. Fakat hızını da alamıyor aklınıza gelen gelmeyen her türlü pislik var herifte diyerek tahayyül sınırlarınızı da zorluyor.

Peygamber Efendimizin müjdesine nail olmuş Fatih Sultan Mehmed Han'ı kim nerede zındık ilan etmiştir

II. Bayezid Han babasına nerede ve niçin mülhid demiştir

Tarikat liderlerine devlet kuracak büyüklükte arazileri kim vermiştir Fatih hangi tarikat büyüklerinden hangi topraklarını almıştır

II. Bayezid babasının hangi resmini yaktırmıştır

Edirne Sarayı'ndaki içki işret âlemlerini nerede görmüştür

Akıl alır gibi değil. Bu kişi on cümlede on iftira atabilmek eğitimini nerede almıştır acaba!

Utanmadan sıkılmadan bir padişaha en çirkin iftiralarda bulunan birinin hangi sözüne itibar edilir

Cihadına, eserlerine ve ahlakına kör olmak!

İnsan böyle bir videoyu dinlerken, "Aman ya Rabbi, bu neyin kinidir, neyin nefretidir ve neyin husumetidir!" demekten kendini alamıyor. II. Bayezid Han hakkında böyle bir değerlendirmeyi kendi çağında kendisinin en azılı düşmanları dahi kurmamıştır.

Bu noktada düşündüğümüzde Osmanlı'nın Ehl-i sünnet itikadına olan bağlılıklarından başka bir şey göremiyoruz ve düşünemiyoruz. Seyit Kutup, Mevdudi, Hamidullah, Ali Şeriati, Fazlurrahman gibi mezhepsizlerin dindeki hatalarını söylediğimizde ortalığı velveleye verenlerin bu büyük Türk hakanına akılalmaz iftiralarla saldırılırken en küçük bir itirazlarını duyamıyorsunuz!

Seyit Kutup mücadele adamı diye din adına yaptığı yıkımları dahi görmezden gelenler, II. Bayezid Han'ın cihadına gözlerini kapamaktadır.

Onun Kili, Akkerman, Modon, Koron, İnabahtı ve Navarin fetihlerine, Endülüs'te acımasızca kılıçtan geçirilen Müslümanları kurtarma adına yaptığı büyük mücadelesine bîgane kalmaktadır.

Amasya'da, Edirne'de, İstanbul'da yaptırdığı muazzam külliyeleri ve imparatorluğun yüzlerce noktasında inşa ettirdiği dinî, ilmî ve sosyal müesseseleri görmezden gelmektedir.

Sultan'ın ulema ve sanatkârlara karşı koruyucu tutumu bütün kaynaklarda belirtilir. Öyle ki, II. Bayezid Han'ın teşvik ve desteğiyle yürütülen kültürel çalışmalar sonucunda İstanbul sadece Osmanlı değil bütün İslam beldelerinin kültür merkezi konumuna yükselmiştir.

Sehi Bey kendisini anlatırken "Salih, dindar, doğruların ve âlimlerin dostu, şiire ve inşaya âşina, marifet ehline karşı alakadar, adalet ve cömertlikte eşi bulunmaz, hayır sahibi bir padişahtır" diyerek tavsif etmektedir.

Neticede ilim sahibi, takva, adalet ve merhametten ayrılmayan vakarlı ve hilmiyle meşhur bir padişah olduğu için kendisi bihakkın kaynaklarda "Veli" lakabı ile anılmıştır.

II. Bayezid Han'ın şiirlerinde görülen en mühim bir vasfı da sevgili Peygamber Efendimize duyduğu büyük muhabbettir.

Şaşı olanlar doğruyu eğri görürler!

Şiirlerinde "Adlî" mahlasını kullanan II. Bayezid Han "Fi Na't-i Seyyidi'l-enâm 'aleyhi't-tahiyyeti ve's-selâm" başlıklı gazelinde Resule duyduğu muhabbeti büyük bir iştiyakla dile getirmiştir. Onun bu gazelinde terennüm ettiği "Aşk-ı Resûl"ü anlamaya çalışalım:

Muhammed-i 'Arabî kim Resûl-i ekmeldür

Takarrüb ile kamu enbiyâdan efdaldur

(En mükemmel peygamber olan Muhammed-i Arabi, Allah'a yakınlıkta bütün nebilerin en faziletlisidir.)

Kalan resûllerün kavmineydi da'veti çün

Nübüvvetiyle bu ins ü câna mürseldür