Gerçeklere gözleri kapamayalım!

Okul katliamlarından sonra aileyi suçlayanlar, İstanbul Sözleşmesi'ne neden böyle tepki göstermemişlerdir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazarın iddiası, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş okul olaylarının sorumlusu olarak aile ve toplum ahlakındaki çöküşü göstermektedir ve bunu İstanbul Sözleşmesi'nin kaldırılması, 6284 No'lu kanunun 'kadının beyanı esas' ilkesi, annelerin evden uzaklaştırılması gibi politikalara bağlamaktadır. Yazarın temel argümanı, bu yasaların aileyi parçaladığı, kadınları annelik görevinden uzaklaştırdığı, böylece gençleri terbiye edecek yapıyı ortadan kaldırdığı yönündedir. Peki, aile değerlerinin güçlendirilmesi için sadece kadınların eve dönüş istenmesi, sosyal hareketliliği kısıtlamakla çökmekte olan değerleri iyileştirebilir mi?

Önce Şanlıurfa ardından Kahramanmaraş'taki okul katliamları yürekleri parçaladı. Oyun çağındaki çocukların kurşunların hedefi olması insanlıktan nasibini almış herkesi acıya boğdu. Tabii hadiseler sadece acıyı değil derin bir tedirginliği de beraberinde getirdi. Daha yeni akıl baliğ olmuş yani daha yeni çocukluktan çıkmış insanların katil olabilmesi üstelik katliam yapabilmesi hepimizi ve fakat özellikle idarecilerimizi derinden düşündürmelidir. Elbette idarecilerimizin düşünmekten öte şeyler yapması gerekir zira icra mevkiindeler...

İki şehrimizdeki iki okulda yaşanan vahim hadiseler hemen herkesin zihnine şu soruyu getirdi: Neden.. Soru, hemen herkesi muhasebeye sevk etti. İnsanlar gençlerimizin nasıl bu hâle geldiğini sorgulamaya başladı. Tabii böyle durumlarda suçluyu bulunca bir rahatlama oluyor. Tamam suçlu budur diyoruz. Linçliyoruz, lanetliyoruz ve rahatlıyoruz...

Urfa'daki hadisede öğrencinin ailesi garipti, okumamıştı, yoksuldu. Bu neticeyi getiren sebepler bunlar olarak görüldü. Ne var ki Kahramanmaraş'taki aile bu düşüncenin üzerine kırmızı çizgi çekti. Gencin ailesi hem varlıklı hem okumuştu. Üstelik önemli vazifelerde bulunuyordu. Biri polis biri eğitimci idi. Demek ki işin gariplikle, yoksullukla, okumamışlıkla ilgisi yoktu.

Yani baştan suçlu ve sebep aranmaya başlandı. Çünkü birinci tez bir olayla çökmüştü. Bu defa da şunu okuyor şunu takip ediyor dendi. Çözüm olarak da polisiye tedbirlerin ötesine geçilemedi...

Hâlbuki bu noktaya nasıl geldiğimizi anlamak için biraz gerilere gitmemiz icap ediyordu. Aslında toplumumuzdaki bozulma "İstanbul Sözleşmesi"yle hızlanmıştı. Biz olacakları daha ilk günden fark etmiş ve 'İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılması için senelerce mücadele vermiştik. Siyasetçisinden sanatçısına, köşe yazarından sosyal medya fenomenine o kadar çok kişi bu sözleşmeyi desteklemişti ki kaldırılması uzun zaman mümkün olmamıştı. Sonunda Cumhurbaşkanımızın yerinde kararı ile çöpe gönderildi.

Peki bu sözleşmenin en can alıcı maddesi ne idi Bana sorarsanız "nasihatin kaldırılması" idi. Baba oğula, ana kızına, beyi hanımına nasihat edemeyecekti. Sanki, güzel ahlaklı ol, şundan kaç, şunu yap demek suç addedilmişti. "Mor Çatı Kadın Sığınağı Derneği" Meclis'e kadar girmiş, ahkam keser olmuştu!

Hâlbuki Sevgili Peygamber Efendimiz "Din nasihattir" buyurmuştu. Nasihatin olmadığı yerde ahlak nasıl yerleşirdi

Suçla kurtul metodu!..

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş olaylarından sonra bakıyorum da bugün hemen herkes aileyi suçlamakta, "neden çocuğuna sahip çıkmadın" demektedir. Elbette bu tespitte haklılar fakat hadise bugün aileyi çok aşan bir karakter arz ediyor. Bugün haklı olarak aileye atıp tutan bu insanlar acaba bu tepkinin onda birini 'İstanbul Sözleşmesi'ne karşı göstermişler miydi!

Toplumumuzu ayakta tutan aile yapımız 'İstanbul Sözleşmesi'nin çarklarında öğütülürken bugün ayağa kalkanlardan en ufak bir itiraz var mıydı Aslında bugünkü netice adım adım hazırlanıyordu ve üç beş kişi dışında bunu dile getiren kimse yoktu. Alınlarında "İstanbul Sözleşmesi Yaşatır" diye arz-ı endam edenler neye ve kime hizmet ettiklerinin farkında değillerdi ya da bir projenin elemanları idiler!..

İstanbul Sözleşmesi kalktı ise de 6284 No.lu kanun aynı zararı vermeye devam ediyor. "Kadının beyanı esastır" düsturunca işleyen bu kanunun en büyük zararı aileye olmaktadır. Aileler parçalanmaktadır. Bu konuda yapılan ciddi tahliller hep göz ardı edilmektedir.

Bu durumda siz aileyi hemen nasıl suçlayacaksınız Aslında buradan çıkarılacak netice gittikçe parçalanmakta olan aile yapımızı nasıl güçlendirebiliriz olmalıydı. Oysa gündeme dahi gelmedi. Çünkü suçlamak ve rahatlamak en kolay iş!

Öte yandan bu kanun sadece aileye değil eğitime de büyük darbe vurmaktadır. Kötü niyetli bir öğrenci öğretmenini çok zor durumda bırakabilir. Bunun için öğretmenin en küçük bir tepkisinde "beni taciz etti" demesi yeterlidir. Öğretmen kendini anlatana kadar olanlar olacaktır zira böyle bir haber sosyal medyaya düştüğünde başını sonunu araştırmadan öğretmeni linçlemeye hazır azgın azınlık iştiyakla beklemektedir!

Bu azgın azınlık her türlü ahlaksızlığı yaymak için seferber vaziyettedir. Sosyal medyada ağızlarına alamayacakları hiçbir küfür yoktur. Bunlar o iğrenç dilleriyle toplumu ve gençliği âdeta katletmektedirler.

Bu ahlaksızlıklara karşı çözüm üretmek isteyenler ise her zaman hedeftedir. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş canilerini üç gün lanetledikten sonra hedefi Millî Eğitim Bakanı olarak seçmeleri bunların asıl maksadını ortaya koymaktadır. Bunların gözyaşları timsah gözyaşlarıdır. Bunlar aslında olanlardan memnundur. Bunların kafasındaki suçlular hükûmet ve istemedikleri devlet adamlarıdır.

Hükûmet bu tavrı anlamalıdır. Bir dönem CHP, hükûmetin tek olumlu icraatı olarak 'İstanbul Sözleşmesi'ni gösteriyordu. Bugün de 6284 No.lu kanunu göstermekte, onu da yetersiz işletmekle suçlamaktadır. Bu ise gençlik daha büyük çıkmazlara girsin, aile daha derin yaralar alsın demektir.

Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesi ile başlayan tahribat "kadının beyanı esastır" ile yıkıma dönüşmüştür. Bununla beraber söz konusu gelişmeyi o gün ne kadar kişi anladı bugün kaç kişi anlıyor bunları bilemiyoruz. İşin bilebildiğimiz kısmı bu kanunun toplumun temeline dinamit koyduğudur.

"Kadının beyanı esastır"ın hiçbir bakımdan tutulabilir tarafı yoktur. Hatta bir kısım LGBT'li dernekler sanki bu kanunu kullanmak için seferber olmuşlardır. Bir asansörde, bir belediye otobüsünde veya sokakta ezkaza biri kendisine dokunsa anında iftirayı yapıştırabilmektedir. Nice suçsuz erkek atılan iftiraların kurbanı oluyor. Lekeleniyor, toplum içine çıkamaz hâle getiriliyor. Neden derdini anlatamıyor çünkü kadının beyanı esas!..

Tabii aileyi yıkma konusunda ömür boyu nafaka da en az onun kadar müessirdir. Ona pekâlâ "ömürlük kelepçe" diyebiliriz. Bu sebepten nice kimseler evlenemez oldular. Ortalığı sadece nafaka almak için erkekleri avlamaya çalışan kadınlar sardı. Bu durum toplumda büyük bir güvensizliği de beraberinde getirdi. Dolayısıyla ömür boyu nafaka konusu gençleri evlilik konusunda tereddüde sevk etti. Gençler verecekleri yanlış bir kararın hayatlarını karartacağını düşünüyor. Aile Bakanlığı'nın evlilik konusundaki teşvik tedbirleri bu korkuyu kaldırmaya yetmez. Bu husus fareye peynir göstermek gibi olur. Nitekim gerek evlilik gerekse çocuk sahibi olma konusunda dibe doğru hızla ilerlemeye devam ediyoruz.