CHP'nin camiler sicili!

Bütçe görüşmeleri sırasında Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in CHP'nin laiklik anlayışı hakkındaki söylemleri bilhassa CHP döneminde dindarlara yapılan baskı, dinî hayata müdahale ve cami, mescit ve benzeri dinî eserlere karşı tutumudile getirmesi ciddi tartışmalar doğurdu. Nedense CHP'liler ve bilhassa sosyal medyada CHP yandaşları bu konular gündeme geldiğinde köpürüyorlar. CHP'nin bu tip uygulamalarını yok sayıyorlar ve söyleyenlere karşı kin ve husumetle saldırıyorlar.

Oysa güneş balçık ile sıvanmıyor. Yok demekle, gerçekler kaybolmuyor. Efendim Menderes döneminde de camiler yıktırıldı demekle başka zamandaki uygulamalar aklanmıyor. Zira birinde herhangi bir sebeple cami yıkımı yapılırken diğerinde ise dinî eserlere olan lakaytlık ve hatta düşmanlık sebebiyle gerçekleştiriliyor. Sıkıntı da buradan doğuyor. Nitekim 27 Mayıs ve 28 Şubat ihtilallerinde başörtüsü düşmanlığı da bunun tezahürü olarak ortada duruyor.

Ortada arşivler var. Devrin gazeteleri var. Konu ile ilgili onlarca eser ve makale var. Bir taraftan ilim, bilgi, arşiv vesair diyeceksin. Diğer taraftan bütün bunları yok sayacaksın.

Her devletin, her milletin, her kuruluşun, her şirketin, her ilim dalının aklınıza gelecek her şeyin bir tarihi geçmişi olduğu gibi her partinin de bir tarihi veya tarihçesi vardır.

Galiba CHP kadar tarihinden habersiz bir parti yeryüzünde görünmez. Tarihteki uygulamalardan rahatsız iseniz bununla yüzleşir ve özür dilersiniz. Yok yüzleşmiyor ve yok sayıyorsanız bu durum ileride aynı şeyleri yine yapmaya namzetsiniz demektir. Onun için bu hâletiruhiye iyi değerlendirilmelidir.

Evet CHP'nin camilerle mescitlerle ve buna benzer dinî yapılarla ilgili sicili maalesef iyi değil. Bunu özellikle Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivinin çeşitli tasniflerindeki belgelerde fazlasıyla görmekteyiz.

Bu belgeler tarandığında tek parti döneminde camilerin tasnif edilerek ihtiyaçtan fazla olanlarının kadro harici ilan edildiği, satıldığı veya çeşitli maksatlarla kullanıldığı biliniyor.

Kadro dâhilinde bulunan nice camiler de keyfî uygulamalardan kurtulamamıştır. Bunların pek çoğu çeşitli kişi ve kurumlarca depo olarak kullanılmışlardır. Tarihî değeri olan ve ibadete açık olan birçok cami, askerî birliklerin uhdesine geçmiştir. Yine bu dönemde bazı kurumlar buğday, un, sanat eseri, tarihî eser, silah ve benzeri eşyaları koymak ic?in camileri istemiş ve almışlardır.

Bu duruma zaman zaman Vakıflar Müdürlüğü ve Diyanet İşleri Başkanlığının itiraz ettikleri, bazen itirazların kabul edildiği ve camilerin kurtarıldığı da vaki olmuştur.

Bu süreçte kira ve işgal edilen camilerin kötü kullanıldığı ve birçoğunun tahribata uğradığı sıklıkla kayıtlara geçmiştir.

Camiler batan geminin malları gibi!

II. Cihan Harbi döneminde "cihet-i askeriye" emrine verilen camiler hakkında 6 Eylül 1939 tarihinde valiliklere yazılan talimat şu şekildedir:

"Cihet-i askeriyece istenilecek camiler hakkında vaziyeti hazıranın devamı müddetine münhasır olmak üzere mahallî komutanların göstereceği kati lüzum ve ihtiyaca göre evvela kadro harici, ondan sonra tarihî ve mimari kıymeti bulunmayan camilerin ordu ihtiyacına verilmesi ve ecdat yadigârı olan abidatın tamir ve ihtiyaçları ic?in çok paralar sarf edilmekte olmasından zaruri hâllere inhisar ettirilecek olan bu işgal lüzum ve ihtiyacının valilerin takdirlerine bırakılmıştır" (Cumhuriyet Arşivi, BCA, MGM K, 30-10-0-0 192-318-6).

Bu şekilde mahallî görevlilerin inisiyatifine bırakılan nice camiye el konulmuş ve bunlar tehlike geçmiş olmalarına rağmen bir daha boşaltılmamıştır. Nitekim vakıflar üzerinde ciddi araştırmaları bulunan Nazif Öztürk Bey'in tespitlerine göre, Türkiye'de tek partili yıllarda toplam 488 adet cami askeriyeye tahsis edilmiştir.

Bursa Osmangazi Şahadet Camii, Bando ve Muhafız Birlikleri ic?in tahsis edilmiş olup uzun sure koğuş ve bando-mızıka eğitim yeri olarak kullanılmıştır. Cizre'deki M. Nuri Camii, önce askeri tavla ve samanlık olarak tahsis edilmiş, asker boşaltmış olmasına rağmen bu defa da kumarhane olarak kullanılmıştır. Keza Keşan'da yedi tane "tarihî" cami hayvan yemliği olarak kullanılmıştır. Ünye'de bulunan Saray Camii de böyle bir problem yaşamıştır. Caminin senelerden beri cezaevi olarak işgal edilmesi ve defalarca müracaatlara rağmen boşaltılmaması halkın şikâyetine yol açmıştır. Sonunda halk tekrar camiyi satın alarak ibadete açmıştır. Üsküdar Mirgün'de Reşid Paşa Camii, Beykoz ve Akbaba köyü camileri de silah deposu olarak kullanılmıştır. Halk bu konuda şikâyetini bizzat CHP'li vatandaşlar olarak partiye bildirmişlerdir. Bu tip örnekler sayısızdır. Türkiye'nin hemen her yerinden böyle manzaralar görülmektedir.

Tek Parti döneminde ister mülki makamlar ister askerî veya sivil kişiler olsun, her kim geniş bir mekâna ihtiyaç hissediyorsa ilk akla gelen maalesef cami ve mescitler olmuştur. Batan geminin malları gibi sanki herkes bir cami ele geçirmenin derdine düşmüştür. Bu minvalde birçok cami ve mescit, ressamlar, sanatçılar veya başka alanlarda çalışan gruplara verilmiştir.

Müzeye çevrilen camilere bilinen en çarpıcı örnek şüphesiz Ayasofya olmuştur. Fatih Sultan Mehmed Han'ın fethin nişanesi olarak camiye çevirdiği bu muhteşem mabedin müzeye dönüştürülmesi, Türk halkının kalbinde derin bir teessür meydana getirmiş ve yıllarca yeniden aslına döndürülebilmesi için mücadele vermesine sebep olmuştur.

Bu vesile ile Ayasofya'nın tekrar asli hüviyetine dönme kararını veren zamanın Danıştay 10. Daire Başkanı Yılmaz Akçil Bey ve üyelerini ve bu kararı onaylayan Sayın Cumhurbaşkanı'mız Erdoğan'ı bir kez daha tebrik ederim. O süreçte Ayasofya'nın camiye çevrilmemesi için büyük uğraş veren ve neredeyse ülkemizi dış dünyaya şikâyet eden CHP'li idareciler yine eski alışkanlıklarını devam ettirmişlerdir. Ancak AK Parti'den ziyade CHP'li bir bakan gibi hareket eden Kültür Bakanı Mehmet Nuri Ersoy gerek Ayasofya gerekse Kariye camilerinde yarı müze şeklinde uygulamalara kapı aralamış olması ve buna göz yumulması büyük üzüntü meydana getirmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın bu girişimleri durdurması dileğimizdir.