Bahçeli'nin çağrısı ve sonrası!

Cumhur İttifakı'nın önemli ismi, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin Öcalan ile ilgili çıkışının tartışmaları son bulmadan bu defa kayyım atamaları gerçekleşmeye başladı.

Esenyurt Belediyesini Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atamaları izledi. Birbiri ardınca gelen el koymalar sonucunda, Devlet Bey'in yaptığı çağrı için bu nasıl bir barış çağrısı düşüncesi ortaya çıktı.

Bilhassa DEM ve CHP partileri iktidar kanadını samimiyetsizlikle suçladılar.

Bahçeli'nin açıklamasının hemen arkasından gelen ve karşı tarafa sanki bir koz gibi gözüken bu durum barışı istemeyen başka mihraklar da mı var, birileri el altından bu girişimi yine mi baltalamaya başladı düşüncesini de doğurdu.

Elbette bunlar çok tartışılacaktır. Fakat değişmeyen faktörleri de asla göz ardı etmemek gerekir.

Zira terör örgütlerinin kuruluştan itibaren maksatlarını elde edebilmek için planlı ve programlı bir yöntemleri vardır.

Bunlar silahlı veya silahsız propaganda tekniklerini ciddiyetle ve asla terk etmeksizin kullanırlar.

Bilhassa önce HDP'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılma ihtimalinin belirmesi üzerine ortaya çıkan DEM Parti'nin de, PKK terör örgütünün merkezi Kandil ile arasına mesafe koyamaması hatta Kandil'in direktifleri dışına çıkamaması iyi niyetlerle ortaya konulan çözüm sürecini her defasında baltalamaya yetmektedir.

Nitekim haklarında soruşturma yürütülen, ceza davaları hâlen görülmekte olan birtakım şahısları inadına aday yapan DEM, bunların eninde sonunda görevden alınacaklarını bilmiyor muydu

"Kürt meselesinin çözümü olmadan demokrasinin de yerleşmeyeceği kanaati yaygın kabul görüyor" diye algı meydana getiriyorlar. Hâlbuki yirmi iki yıldır Kürtlere yaklaşım bakımından en büyük atılımları bu iktidar gerçekleştirmiştir. Zaman zaman oy kaybı yaşayacağını bile bile en radikal çözüm süreçlerini başlatmıştır.

Buna karşılık Kandil ise gelişmeleri fırsat olarak görmüş şehirlerde silahlanma sürecini hızlandırmış tünellerle mevzilenmeye başlamıştır. Zira onların meselesi hiçbir zaman Kürt meselesi olmamıştır. Kürtleri istismar ile bin yıllık birlik ve bütünlüğümüzü parçalama vatanımızı bölme ve zayıflatma girişimidir.

Neticede bu tehlikeli gidişat, Diyarbakır'ın Sur ilçesinde güvenlik güçlerimizin PKK ile Hendek çatışmalarını beraberinde getirmiştir. Doksan günden fazla süren çatışmalarda asker ve polisimiz yetmiş şehit vermiş ve yüzlercesi de yaralanmıştır.

Dolayısıyla bütün bunlar yaşandığı hâlde Kandil'in aynı stratejiyi devam ettirmesi elbette boşuna değildir. Onlar hiç şüphesiz tartışma ve mücadeleden yanadırlar. Hedeflerine ancak bu şekilde ulaşacaklarını düşünmektedirler. Yahut da onların dışarıdaki ağa babaları böyle istemektedir.

Bunun için de kayyım atanacağını bile bile hatta kayyım atanmasını arzu eder şekilde adaylar göstermekten çekinmediler.

Yoksa sadece Ahmet Türk'ü düşünelim. Siyasete girdiği andan itibaren neredeyse terörle özdeşleşen bir hayatı olduğu bilinmekte idi. 2014'de HDP'den Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. 2016'da görevinden alınarak yerine kayyım atanırken kendisi terör soruşturması kapsamında tutuklandı.

2017'de sağlık sorunları nedeniyle adli kontrol şartıyla tahliye edildi. 2019'da yine HDP'den Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. Bu defa görevinde beş ayını doldurmadan 19 Ağustos 2019'da görevinden alındı.

Eli kanlı barış güvercini(!)

Kim aynı delikten üçüncü defa ve isteyerek ısırılmayı bekler. Şimdi siz Ahmet Türk ve benzeri isimleri üçüncü kez aday gösterir misiniz İşte bu açık tavrı HDP'nin görevini devralan DEM Parti'nin maksadını net bir biçimde yansıtmaktadır. Bunlar barış değil kavga ve bunalım siyaseti istemektedir.

Onların defterinde barışı hep siz isteyeceksiniz. Kendileri ise ellerinde silah hep sizden bir şeyler talep edecekler. Talepleri karşılanmadığında ise sizi barışı bozan olarak gösterecekler.

Ardından da kitlelerini daha fazla artıracak, bağlayacak ve azdıracak propaganda girişimlerine başlayacaklardır.

Bunu da ey Kürt halkı işte sizin oylarınız hiçe sayılıyor, size darbe yapılıyor diyerek provoke edeceklerdir.

Zira sürekli bir şekilde eylem içerisinde bulunmak Marksist devrimciliğin en temel şartlarından biridir. Neticede çıkan olaylar sonucunda sempatizanlarını daha da militanlaştırmış olacaklar ve kendilerine yakın duranları ise örgütün gönüllü elamanı hâline getireceklerdir.

Dolayısıyla HDP ve DEM gibi partiler asla barış taraftarı olmazlar.

Burada şaşırtıcı olanı CHP'nin seçim kazanma uğruna son dönemlerde iyice DEM'lenmiş olmasıdır. CHP, DEM'in ekmeğine yağ süren bir göreve soyunmuş bulunmaktadır.

Bir taraftan uzlaşmacı görünmeye özel gayret gösteren yeni CHP Başkanı Özgür Özel bir taraftan da özellikle doğuya gittiği sıralarda tam zıddı bir kimliğe bürünmektedir. Tahrik edici tavır ve konuşmaları uzlaşmacı kimliğini bir anda gölgelemeye yetmektedir.

Nitekim Özgür Özel'in, Kobani davasından on yıl ceza almış bulunan Ahmet Türk'ü barış güvercini bilge bir kişi olarak tanımlaması manidardır. Kobani olaylarında iki polisimizin şehit olduğunu kurban eti dağıtan masum gençlerin hunharca katledildiğini otuzu aşkın vatandaşımızın hayatını yitirdiğini tamamen unutmuş görünmektedir. Zamanın HDP'sinde görev yapan ve olayların azmasına sebep olan Ahmet Türk suçlu bulunarak on yıl ceza alırken nasıl bir barış güvercini olarak adlandırılır anlamak mümkün değildir.

Öte yandan yine Özgür Özel kayyum atamalarına tepki gösterirken "Sözün bittiği yerdeyiz. Elindeki gücü asimetrik olarak barbarca, hunharca kullanan, adaleti tanımayan millî iradeyi tanımayan bu küstah anlayışa karşı mücadelemizi var gücümüzle kullanacağız" derken bambaşka noktalara varacak ifadeleri pervasızca serdetmektedir. Ertesi gün ise bu defa her şeyi meşru daire içerisinde çözeceğiz diyerek başka bir dil kullanmaktadır.