Tarikat-hakikat ve cemaat gerçeği (2)

Ehl-i tarikat olan samimi bir müminin, inancını daha kolay muhafaza edebileceğini belirtir.

Tarikatlara karşı düşman tavır almaz; aksine onların geçmişteki ve günümüzdeki iman hizmetlerine saygı duyar.

Hakikat Mesleği ve Farkı:

Kendi metodu olan Risale-i Nur yolunu, "tarikat berzahına (köprüsüne/engel çıkmazına) girmeden»doğrudan Kur'an'dan alınan bir hakikat mesleği olarak tanımlar.

Tarikattaki uzun seyrüsülûk(manevi yolculuk) ve çileli merhaleler yerine, tefekkür yoluyla marifetullaha(Allah'ı bilmeye) ulaşmayı hedefler.

Bu yolu "hakikatin incizabı"yani cazibesi ve doğrudan Kur'anî imdat olarak nitelendirir.

"Zaman Tarikat Zamanı Değildir" Anlayışı:

"Zaman tarikat zamanı değil, belki iman kurtarmak zamanıdır"diyerek önceliğin ilim ve fen noktasında insanlığı aydınlatarak imanı tahkiki bir şekilde kazanmayı teşvik eden yolu seçmiştir!!!

Bediüzzaman tarikatlardan farklı olarak hakikat yolunu seçmiştir!

Asrımızda inkar akımlarının yayılması sebebiyle, önce esaslı bir iman dersine ve imanın kurtarılmasına ihtiyaç olduğunu vurgular.

Biz de bu cuma günü sizlere Türkiye'nin gündemini meşgul eden tarikat ve cemaatlerle ilgili Bediüzzaman'ın Risale-i nurdan derlediğiz hakikatleri gelecek ilim fen noktasında yetişecek tahkiki imanı kendine rehber edecek gençlerimize hitaben tarihe kayıt düşmek istiyoruz!!!

"Tasavvuf, tarikat, velâyet, seyrü sülûk namları altında şirin, nurani, neşeli, ruhani bir hakikat-i kudsiye vardır ki, o hakikat-i kudsiyeyi ilan eden, ders veren, tavsif eden binler cilt kitap, ehl-i zevk ve keşfin muhakkikleri yazmışlar, o hakikati ümmete ve bize söylemişler.

Biz, o muhit denizinden birkaç katre hükmünde birkaç reşhalarını şu zamanın bazı ilcaatına binaen göstereceğiz."

Sual: Tarikat nedir

"Elcevap:Tarikatin gaye-i maksadı, marifet ve inkişaf-ı hakaik-i imaniye olarak, Mirac-ı Ahmedînin (a.s.m.) gölgesinde ve sâyesi altında, kalb ayağıyla bir seyrü sülûk-i ruhani neticesinde, zevkî, hâlî ve bir derece şuhudî hakaik-i imaniye ve Kur'âniyeye mazhariyet;'tarikat', 'tasavvuf'namıyla ulvi bir sırr-ı insani ve bir kemal-i beşerîdir."

"Evet, şu kâinatta insan bir fihriste-i câmia olduğundan, insanın kalbi binler âlemin harita-i maneviyesi hükmündedir. Evet, insanın kafasındaki dimağı, hadsiz telsiz telgraf ve telefonların santral denilen merkezi misilli, kâinatın bir nevi merkez-i manevisi olduğunu gösteren hadsiz fünun ve ulûm-u beşeriye olduğu gibi, insanın mahiyetindeki kalbi dahi, hadsiz hakaik-i kâinatın mazharı, medarı, çekirdeği olduğunu, had ve hesaba gelmeyen ehl-i velâyetin yazdıkları milyonlarla nuranî kitaplar gösteriyorlar."

"İşte, madem kalb ve dimağ-ı insani bu merkezdedir; çekirdek haletinde bir şecere-i azîmenin cihazatını tazammun eder ve ebedî, uhrevi, haşmetli bir makinenin âletleri ve çarkları içinde derc edilmiştir. Elbette ve herhalde, o kalbin Fâtırı, o kalbi işlettirmesini ve bilkuvve tavırdan bilfiil vaziyetine çıkarmasını ve inkişafını ve hareketini irade etmiş ki, öyle yapmış. Madem irade etmiş; elbette o kalp dahi akıl gibi işleyecek. Ve kalbi işlettirmek için en büyük vasıta, velâyet merâtibinde zikr-i İlahi ile tarikat yolunda hakaik-i imaniyeye teveccüh etmektir."