Suriye!Câmi-i Emevî ve Hutbe-i Şâmiye( 2)
AHMET MARANKİ
Diyarbakır Ulu Cami eski imamlarından Hafız Ali Mülayim Hoca, Said Nursi'nin 1911'de Suriye-Şam'da Câmi-i Emevî de verdiği hutbenin peşine düştü ve ilk defa duyacağınız bilgilere ulaştı.
Benim de kendisinden dinlediğim ve sesli ve görüntülü medyada da yayınlanan açıklamasından öğrendiğimiz önemli detayı da sizinle paylaşmak istedim!
1911 yılında Bediüzzaman Said Nursi, Şam Emevi Camii'nde bulunan dört mezhep imamların mihraplarında yapılan sohbetler ve o sohbetlerden teşkil olunmuş 100 kadar önemli âlim ve halk içinden de o zaman 10.000 kişiye hitap ederek Müslümanların sorunlarına ve bu sorunların çözümlerine dair tarihi bir hutbe verdi.
ÜMMET-İ MUHAMMED'E BİRders-i içtimaî ve İslâmîdir..!
Said'i Nursi toplumun problemleri ile ilgili hastalıklarla yaptığı konuşmasında;
Çıktığı mihrapta elinde kılıcı, belinde kaması, başında sarığı, asker elbisesi kisvesinde celalli bir sesle halka hitap ediyor!
Yıllar sonra hayal gibi gözüken ve defalarla okuduğumuzda bir gün olur umuduyla beklediğimizaltı içtimaihastalığın çaresigeçen zaman içinde bugün pek çoğunun hayata geçtiğini ve birer birer gerçekleştiğini görüyoruz!
Aradan 113 yıl geçti ve bugün gerçekten Şam Emevi Camii'nin manevi atmosferindeki bu tarihi hutbeyi yeniden karanlıklar içindeki dünyamıza aydınlık bir kapı açılabilmesi vesile olması için görmeyen gözlere, işitmeyen kulaklara bir kere daha hatırlıyor ve tarihe kayıt düşüyoruz!
İnanıyorum ki aydınlık günler yarın olmasa da çok yakın olduğunu görüyoruz!
Said Nursi'nin hutbesinde bugün de Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan risalelerinde de örnekler verilerek yapılan alıntılarda kısaca burada bu altı hastalığı ve çözüm yollarını, 113 yıl önce teşhis eden o üstün fikri ve çözüm yollarını "şimdi o zamandaki verdiği haberlerin aynen tezahürleri âlem-i İslâmiyette başlamış" demek ki bu hutbe dünya insanlığı ve ümmeti Muhammed'le paylaştığı bir "ders-i içtimaî ve İslâmî'yi; bugün Türkçesi ile ümmeti Muhammet'le paylaşmaktebliğ etmek zamanıdır."
Bütün zîhayatlar hayatlarının lisân-ı hâlleriyle Hâlıklarına takdim ettikleri mânevî hediyelerini ve lisân-ı hâlle hamd ve şükürlerini, o Zât-ı Vacibü'l-Vücuda biz de takdim ediyoruz ki, demiş:
Yani, "Rahmet-i İlâhiyeden ümidinizi kesmeyiniz."(Zümer 3953)
Hem hadsiz salât ve selâm ol Peygamberimiz Muhammed Mustafa Aleyhissalâtü Vesselâm üzerine olsun ki, demiş:
"Benim insanlara Cenâb-ı Hakk tarafından bi'setim ve gelmemin ehemmiyetli bir hikmeti, ahlâk-ı haseneyi ve güzel hasletleri tekmil etmek ve beşeri ahlâksızlıktan kurtarmaktır." Muvatta, Hüsnü'l-Hulûk: 8; Müsned, 2:381;
Hamd ve salâttan sonra:Ey bu Cami-i Emevî'de bu dersi dinleyen Arap kardeşlerim! Ben haddimin fevkinde, bu minbere ve bu makama irşadınız için çıkmadım. Çünkü size ders vermek haddimin fevkindedir. Belki içinizde yüze yakın ulema bulunan cemaate karşı benim misâlim, medreseye giden bir çocuğun misâlidir ki, o sabî çocuk sabahleyin medreseye gidip, okuyup, akşamda babasına gelip, okuduğu dersini babasına arz eder. Ta doğru ders almış mı, almamış mı Babasının irşadını veya tasvibini bekler. Evet, bizler size nispeten çocuk hükmündeyiz ve talebeleriniziz. Sizler bizim ve İslâm milletlerinin üstadlarısınız.
Bu hutbe Şamiyeeserinde;
Müslümanlar olarak bizi ortaçağlarda durduran ve kelepçeleyen altı temel hastalığımızdan bahsedilir.
O hastalıklar da bunlardır:
Birincisi:

142